Nitelikli Dolandırıcılık Savunma Dilekçesi


ANKARA …… AĞIR CEZA MAHKEMESİNE

DOSYA NO                          :  2024/… E.

SANIK                                  :

MÜDAFİİ                             : Av. Elif Sena BİLGİÇ

-adres antettedir-

MÜŞTEKİ                            : 2

SUÇ                                       : Kişinin, kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta, kredi kurumlarının  çalışanı olarak tanıtması veya bu kurumlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle dolandırıcılık

KONU                                   : Tarafımıza verilen süre içinde esasa ilişkin savunmalarımızın sunulması ile müvekkilin BERAATİNE karar verilmesi istemimizdir.

AÇIKLAMALAR               :

YAKALAMA KARARININ KALDIRILMASINA İLİŞKİN

Müvekkil hakkında Ankara …. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2024/.. E. Sayılı dosyasında iddia olunan suç nedeniyle yakalama emri düzenlenmiştir. Her ne kadar müvekkil hakkında yakalama kararı çıkartılmışsa da bu karar Ceza Muhakemesi Kanununa aykırılık teşkil etmektedir ve ivedilikle kaldırılması gerekir.

Şöyle ki;

Müvekkil bir süredir yurt dışında yaşamakta olup orada hayatına devam etmektedir. Müvekkil hakkında çıkarılan bu yakalama kararı, sosyal hayatını ve yapacağı resmi tüm işlemleri etkilemektedir. Kaldı ki 24.04.2024 tarihi itibari ile söz konusu dosyaya vekâletimizi sunmuş bulunmaktayız. Müvekkilin detaylı savunması yapılacaktır. Tüm duruşma takipleri de tarafımızca yapılacağından dolayı yakalama kararı gerekli görülmemektedir. Bu sebepten ötürü müvekkile yakalama kararı çıkartmak müvekkile zarar vermek dışında herhangi bir amaca hizmet etmemektedir.

Ceza Muhakemesi Kanunu madde 98 “Soruşturma evresinde çağrı üzerine gelmeyen veya çağrı yapılamayan şüpheli hakkında, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından yakalama emri düzenlenebilir. Ayrıca, tutuklama isteminin reddi kararına itiraz halinde, itiraz mercii tarafından da yakalama emri düzenlenebilir.” şeklindedir. Söz konusu kanun maddesi dikkate alındığında Cumhuriyet savcısınca yakalama kararı verilmeden önce şüpheli usulüne uygun çağrı

kağıdı ile ifadeye davet edilmelidir. Şayet şüpheli usulüne uygun yapılmış çağrıya rağmen adli makamlara müracaat etmez ise ancak o takdirde yakalama kararı çıkartılabilir. Bu nedenle müvekkilimiz hakkında çıkartılan yakalama kararı kanuna ve usule aykırıdır.

ESASA İLİŞKİN SAVUNMAMIZ

SAVCILIK MAKAMININ İDDİANAMESİ VE MÜŞTEKİ İDDİALARI KABUL EDİLEBİLİR OLMAYIP MÜVEKKİL SANIK …… BERAATİ GEREKMEKTEDİR.

Mahkeme nezdinde yukarıda belirtilen esas numarası ile görülmekte olan yargılamada savcılık makamınca düzenlenen iddianame de müvekkil sanık …………… cezalandırılması talep edilmiştir. Ancak iddianameye ve iddia makamının esas hakkındaki mütalaasının aleyhimize olan hususlarına katılmak mümkün değildir. Bu suretle yazılı olarak sunmuş olduğumuz savunmalarımız ve sayın mahkemenizce re’sen gözetilecek nedenlerle müvekkil hakkında beraat kararı verilmesi gerekmektedir.

Şöyle ki;

Müvekkil müşteki ……… tanımamakla birlikte hiçbir şekilde iletişime geçmemiştir. …….. numaralı telefon numarası müvekkile ait değildir. Müvekkilin bahsi geçen olaylarla ve suçla hiçbir ilişiği bulunmamaktadır. Olayın aslına bakacak olursak müvekkil çarşıdan tanıştığı ….. isimli kişinin 17.04.2023 tarihinde sabah saatlerinde iş çıkışı yanına gidip il dışındaki eniştesi ve kuzeninin kendisine para göndereceğini ama kendisinin hesaplarının blokeli ve hacizli olduğunu söylemiştir. Parayı kendisinin hesabına gönderildiği takdirde el konulacağını çoluğun çocuğun dışarda kalacağını, ev sahibiyle ve borçlularıyla problem yaşayacağını belirtmiştir. Müvekkil de arkadaşı …… samimiyetine güvenerek çocuklar rezil olmaması adına yardımcı olmuştur. Müvekkilin hesabına 2 farklı hesaptan ………. isimli şahıstan 23.800 TL para gelmiştir. Müvekkil miktarın bu kadar yüksek olmasının nedenini sorduğunda buradaki esnaflara bile    borcunun olduğunu kendisini sıkıştırdıklarını ve hepsini kapatıp düze çıkacağını söylemiştir. Bunun üzerine Gaziantep Organize Sanayii Bölgesindeki Yapı Kredi bankasından parayı çekmiştir. Müvekkil parayı çektiği esnada arkadaşı ……….. müvekkille beraber bulunmaktaydı. Müvekkil çektiği parayı aynı bankanın şubesinde kapının önünde kendisine teslim etmiştir. Daha sonra Gazikent’te bir kahvehanede çay ve simit yemişler ondan sonra uykusuz ve gece mesaisi olduğu için eve dönmüştür. Hesabının kullanacağını sanık genç yaşta olmanın verdiği tecrübesizlikle, iyi niyetli olarak, HERHANGİ BİR SUÇ İŞLEME VE İŞTİRAK KASTI OLMAKSIZIN suçtan bihaber şekilde, banka hesap bilgilerini vermiştir. Bu durum kamera kayıtları talep edildiğinde ortaya çıkacaktır. Mahkemenizden Organize Sanayi Bölgesinde bulunan Yapı Kredi şubesinden o güne ait tüm kamera kayıtlarının istenmesini talep ederiz.

O halde müvekkil sanık İYİNİYETLİ ve arkadaşına yardımcı olmak kastıyla hareket etmiş olup, HERHANGİ BİR SUÇ İŞLEME KASTI VEYA BAŞKASINA HİLELİ DAVRANIŞLARLA

ZARAR VERME KASTI İle hareket etmemiştir.

Bununla birlikte iddia makamının iddia ettiği üzere Müvekkil sanık ile diğer sanık arasında SUÇ İŞLEME KASTI ile İŞTİRAK iradesi yoktur.

Müvekkilin cezalandırılması talep edilmiş ise de, bu iddia ve talep yeterli ve inandırıcı delillerden yoksun, somut gerçeğe dayanmayan dosya esasıyla çelişen, Ceza mevzuatına aykırı bir iddiadır. Bilindiği üzere TCK md 158/1 maddesi uyarınca Nitelikli dolandırıcılık suçu ” kasten işlenebilen bir suç olup, dolandırıcılık suçunun kastı ve maddî unsurları ise suçun fail tarafından bilinmesi, isteyerek ve bilerek işlemesini ifade eder. Bir başka ifadeyle, fail gerçekleştirdiği davranışları suç işlem kastı hileli davranışlarda bulunması ve başka birini de aldattığını bilmesi ve bu hileli davranışlar sonucunda, hileye maruz kalan kişinin veya başkasının malvarlığında bir eksilme meydana

geldiğini, zarar gördüğünü ve buna karşılık, kendisinin veya sair bir kişinin malvarlığında bir artma meydana geldiğini bilme kastıyla hareket etmesidir.

Öncelikle ifade etmek gerekir ki, dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için söz konusu eylemlerin hileli olması gerekir ve mutlaka özel kast bulunmalıdır. Bir kimseyi aldatmak ve yarar sağlamak saikiyle hareket edilmelidir. NE VAR Kİ, MÜVEKKİLİN KONU DOSYAYA GİREN TEK EYLEMİ OLAN PARA TRANSFERİ EYLEMİNDE BÜTÜN BUNLAR BULUNMAMAKTADIR.

MÜVEKKİLİN DOLANDIRICILIK KASTIYLA HAREKET ETMEDİĞİ HİLELİ HAREKETLERLE KENDİSİNE HAKSIZ ÇIKAR SAĞLAMA VE MÜŞTEKİYE ZARAR VERME KASTI BULUNMADIĞI BU NEDENLE DE DOLANDIRICILIK SUÇUNUN UNSURLARI OLUŞMADIĞINDAN BERAATİ GEREKMEKTEDİR.

YARGITAY CEZA GENEL KURULU’NUN 29.11.2022 TARİHLİ, 2022/204 E. VE 2022/749 K.
SAYILI KARARINDA ; 
“Banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için, dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken banka veya diğer kredi kurumunun mutat faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten süjelerinden yararlanılması ya da banka ve kredi kurumlarının mutat faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılması gerekmektedir”.

Belirtilen Yargıtay kararı ışığında müvekkilin banka hesabının kullanılması dışında olayların hiçbir yerinde yer almadığı apaçık ortadadır. Müvekkil belirtilen numarayı kullanan müştekiyi arayan kişi değildir. Herhangi bir dolandırıcılık kastıyla da hareket etmemiştir. Müvekkil, …………. isimli şahısla olan arkadaşlık ve güven ilişkisine dayanarak hesabına gelen parayı bankadan çekmiş ve güvenlik kameraları da incelendiğinde anlaşılacağı üzere banka önünde elden bu şahsa teslim etmiştir. Müvekkilin herhangi bir kusuru ve sorumluluğu bulunmamaktadır.

YARGITAY CEZA GENEL KURULU’NUN 29.11.2022 TARİHLİ, 2022/204 E. VE 2022/749 K.
SAYILI KARARINDA 
“Banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için, dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken banka veya diğer kredi kurumunun mutat faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten süjelerinden yararlanılması ya da banka ve kredi kurumlarının mutat faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılması gerekmektedir”.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08.12.2015 tarih ve 2014/15-290 ve 2015/494 esas ve karar sayılı kararında açıklandığı üzere, banka veya kredi kurumunun suçun işlenmesinden sonra ödeme aracı olarak kullanılması diğer bir anlatımla dolandırıcılık sonucunda elde edilen kazancın banka veya kredi kurumuna yatırılması ya da banka veya kredi kurumu aracılığı ile failin veya göstereceği başka bir şahsın hesabına transfer edilmesi bu nitelikli halin uygulanmasını gerektirmeyecektir. Banka veya kredi kurumunun veya personelinin adının veya şöhretinin kullanılması da banka veya kredi kurumunun dolandırıcılık suçunda araç olarak kullanıldığının kabulü için yeterli olmayıp, maddi bir varlığının da kullanılması gerekmektedir.

Faile kart veya hesap bilgilerini bir başka sebeple veren, yani kart veya hesap bilgilerini alan failin o bilgileri kullanarak herhangi bir suç işleyeceğine dair bilgisi olmayan üçüncü kişinin ceza sorumluluğundan söz edilemeyecektir. Bir başka ifadeyle; somut olayda suçun işlenmesinde bilgileri kullanılan üçüncü kişinin, dolandırıcılık suçunun işlenmesine yönelik olarak bilişim sistemlerini kullanarak hileli hareketleri gerçekleştiren faille ortak suç işleme kararının bulunduğu ve ilgili fiile iştirak ettiği veya suçu bizzat işleyen faile bilgilerini işlenen suça yardım etmek amacıyla verdiği, hukuka uygun somut delillerle hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak şekilde ortaya koyulmadıkça ceza sorumluluğuna gidilemez. Müvekkilin de suça iştirak ettiğine ya da hileli harekette davranarak müştekiyi aldattığına dair hiçbir şekilde somut delil bulunmamaktadır.

YARGITAY 11. CEZA DAİRESİ 21.12.2022 TARİHLİ, 2022/2386 E. VE 2022/20854 K. SAYILI 
KARARINDA; 
  “Sanık …’nin 2008 yılında … Rehabilitasyon Merkezinde fizyoterapist olarak göreve başladığı ve 03.05.2010 tarihinde görevinden istifa ettiği, görev yaptığı süreçte imzalamış olduğu belgeler üzerinde yer alan imzaların hiçbirinin sanık …’ye ait olmadığının … Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü’nün 24.12.2012 tarihli raporunda tespit edilmiş olduğu, sanığın kurumda çalışmasına rağmen bu belgeleri imzalamadığı ancak bu belgelerin dolandırıcılıkta kullanıldığını bildiği, hiç derse girmediği halde girmiş gibi raporlar düzenlettirerek atılı resmi belgede sahtecilik suçunu işlediği iddia ve kabul edilen kamu davasında; sanığın aşamalardaki istikrarlı savunmalarında kendisinin … Rehabilitasyon Merkezinde hiç çalışmadığını, sadece fizik tedavi bölümü açılması için diplomasını, rehabilitasyon merkezi kurucusu sanık …’ya verdiği, adına sahte belgeler düzenlendiğinden haberdar olmadığını beyan ettiği, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporlarında ise başvuru dilekçesi dahil sanık adına düzenlenen belgelerdeki imzalarının hiçbirinin sanık eli ürünü olmadığının tespit edildiği, kovuşturma aşamasında dinlenen sanıkların da beyanlarında sanık …’nin fizyoterapist olarak rehabilitasyon merkezinde çalışmadığı, soruşturma aşamasında resmiyeti doğrulamak adına şahsın fotoğrafından anlaşılan eşkal bilgilerini saymak suretiyle sanığı tanıdıklarını beyan ettikleri, fizyoterapist olarak …, … ve … isimli kişilerin görev yaptığını beyan ettikleri, tanık olarak dinlenilen …’nin kurumda fizyoterapist olarak çalıştığını beyan ettiği dosya kapsamından anlaşılmakla, sanığın suça konu BEP raporlarının sahte olarak düzenlendiğini bildiğine veya iştirak ettiğine dair mahkumiyetine yeterli kesin, somut ve inandırıcı delil bulunmadığından beraatı yerine mahkumiyetine hükmedilmesi” bozma gerekçesi yapılmıştır. Bilişim sistemleri üzerinden işlenen dolandırıcılık suçlarında da bu kararda yer verilen prensiplere göre uygulama yapılması gerekmektedir.

Belirtmek gerekir ki; somut bir dosyada bilişim sistemleri üzerinden gerçekleştirilen dolandırıcılık suçunda bilgileri kullanılan üçüncü kişinin mahkum edilebilmesi için, hileli hareketlere ortak suç işleme kararının icrası kapsamında iştirak ederek suça katıldığının veya failin suç işlemesine yardım amacıyla bilgilerini verdiğinin şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispatı gerekecektir. Dolayısıyla; günümüzde fazlaca yaygın şekilde bilişim sistemleri kullanılarak işlenen dolandırıcılık suçlarında bilişim sistemini kullanarak suçu bizzat işleyen failin, fiili bir başka üçüncü kişinin hesap veya kart bilgilerini kullanarak icra etmesi halinde, yeterli araştırma yapılmadan doğrudan bilgileri kullanılan üçüncü kişinin de mahkum edilmesi hukuken uygun olmayacağı gibi, ceza muhakemesinin ispat kurallarına da aykırılık teşkil edecektir.

Müvekkilin üzerine atılı nitelikli dolandırıcılık suçunun maddi ve manevi unsurları oluşmamıştır. Dolandırıcılık suçunun unsurlarından olan hile, nitelikli bir yalan olup, ve bu hile ağır, yoğun, ustaca sergilenerek mağdurun yalanı kontrol ihtimaline imkan vermemelidir. Ve bu bakımdan bir takım dış hareketler ekleyerek veya böylece var olan halden ve koşullardan yararlanarak, almayacağı bir kararı bir kimseye verdirtmek suretiyle onu aldatması, bu suretle başkasının zihin, fikir ve eylemlerinde bir hata meydana getirmesidir.

Bu suretle de fail mağdurdan haksız bir çıkar elde etmelidir. Hileli davranışın faili aldatacak nitelikte olması, bilerek ve istenerek yapılması gerekir. Dolandırıcılık suçunun madde gerekçesinde de, aldatıcı nitelik taşıyan hareketlerle, kişiler arasındaki ilişkilerde var olması gereken iyi niyet ve güvenin bozulduğu, bu suretle kişinin irade serbestisinin etkilendiği ve irade özgürlüğünün ihlal edildiği vurgulanmıştır. Müşteki üzerinde aldatıcı nitelikte hileli bir hareketin varlığı mevcut değildir. Kaldı ki iddianame de hileli hareketin ne olduğu da açıkça ortaya konulamamıştır.

YARGITAY CEZA GENELKURULU 2017/15-1061 E., 2019/426 K. SAYILI VE 14.05.2019
TARİHLİ KARARI 
  DOSYA KONU OLAYDA ,USTALIKLA, MAĞDURUN DENETİM YETENEĞİNİ ORTADAN
Metin Kutusu: KALDIRABİLECEK YOĞUNLUKTA BİR HİLELİ DAVRANIŞ GERÇEKLEŞMEMİŞTİR.

Müşteki ifadesi tarafımızca incelendiğinde dosya konu suçun internet üzerinden gerçekleştirildiği, araba kiralama sitesinden çıkan numara ile iletişime geçilerek, karşı tarafça verilen IBAN numarasına meblağın gönderildiği görülmüştür.
Böyle olunca hukuki işlemlerde, sözleşmelerde bir kişi mücerret yalan söyleyerek diğerini aldatmış bulunuyorsa bu basit şekildeki aldatma, dolandırıcılık suçunun oluşumuna yetmeyecektir. Yapılan yalan açıklamaların dolandırıcılık suçunun hileli davranış unsurunu oluşturabilmesi için, bu açıklamaların doğruluğunu kabul ettirebilecek, böylece muhatabın inceleme eğilimini etkisiz bırakabilecek yoğunluk ve güçte olması ve gerektiğinde yalana bir takım dış hareketlerin eklenmiş bulunması gerekir.
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır.
YARGITAY 15. CEZA DAİRESİ E. 2013/14846 K. 2013/12178 T. 01.07.2013 
Müşteki, internet üzerinden gördüğü araç kiralama şirketi hakkında herhangi bir araştırma yapmamış, kiralama bedelinin gönderdiği IBAN numaralı hesabın kimin olduğunu sormamış, araç kiralama sözleşmesi imzalamadan karşı tarafça belirtilen meblağı, belirtilen IBAN numarasına direkt olarak göndermiştir. Yargıtay kararları ışığında bu durum dolandırılma olarak kabul edilmemektedir. Dolandırıcılık suçunun meydana gelebilmesi için gerçek bir kişinin hileli davranışla aldatılması gerekir. TCK’da failin davranışındaki “hile” için özel bir tanımlama yapılmamıştır. Failin davranışının aldatma kabiliyeti var ise hilenin varlığından söz edilmesi mümkündür. Suçun maddi unsurlarından olan Hile, nitelikli bir yalandır. Hileli davranışla aldatılan kişinin gerçek olmayan, yanlış bir düşünceye, tasavvura kapılması sağlanır. Hilenin mağdurun iradesi üzerinde etki yaratacak, onu hataya düşürecek nitelikte olması gerekir. Aldanma, failin hileli hareketinin neticesi olmalıdır.

Yargıtay Kararları ışığında, bir davranışın dolandırıcılık suçu kapsamında değerlendirilebilmesi için belirli bir oranda ustalık ve yoğunluk taşımalı, bu özellikleriyle mağdurun denetim olanağını ortadan kaldırabilecek bir özellik göstermesi gerekmektedir. Ortaya konuluş itibari ile ortalama bir insanın bilgi birikimi ve tecrübeye sahip her insan tarafından anlaşılabilecek veya küçük bir araştırmayla farkına varılabilecek davranışlar dolandırıcılık suçu kapsamında değerlendirilememektedir.

Şüpheden sanık yararlanır ilkesi gözetilmemiştir. Şüpheden sanık yararlanır ilkesi ceza hukukunun temel prensiplerindendir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun bu konuda yerleşik içtihatları mevcuttur.

“YARGITAY CEZA GENEL KURULU E. 2011/10-387 K. 2012/75 T. 6.3.2012 
Ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden biri olan “in dubio pro reo” yani “kuşkudan sanık yararlanır” ilkesi uyarınca, sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel koşulu, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli kuşkulu ve tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkumiyeti, yargılama sürecinde toplanan kanıtların bir kısmına dayanılarak ve diğer bir kısmı göz ardı edilerek ulaşılan ihtimali kanıya değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanak vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir olasılığa dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza yargılamasının en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan, varsayıma dayalı olarak hüküm vermek anlamına gelir. O halde ceza yargılamasında mahkumiyet, büyük veya küçük bir olasılığa değil, her türlü kuşkudan uzak bir kesinliğe dayanmalıdır.” denilmiştir.

Görüldüğü üzere suçun maddi ve manevi unsurları oluşmamıştır. Dolayısıyla da

müvekkile yaşanan hadise nedeniyle kusur ve suç isnat edilemez. Aksi durum, müvekkilin adil yargılanma hakkını zedelemektedir.

MÜVEKKİLİN CEZALANDIRILMASINI GEREKTİRİR BİR UNSURUN OLUŞMADIĞINI ORTAYA KOYMAK ADINA MAHKEMEDEN BELİRTMİŞ OLDUĞUMUZ TANIKLARIMIZIN DİNLENMESİNİ TALEP EDİYORUZ.

Malum olunduğu üzere sanığın cezalandırılması için her türlü şüpheden uzak, inandırıcı deliller ile karar verilmesi gerekmektedir. Bu hususta müvekkilin, iddia olunan suçu işlemediği dinlenecek tanık beyanlarıyla da ortaya çıkacaktır. Bu hususa ilişkin taleplerimizin REDDİ ile iddianame doğrultusunda verilecek mahkumiyet kararı ADİL YARGILANMA HAKKININ ihlalini oluşturacaktır.

YARGITAY 15. CEZA DAİRESİ 2017/30565 ESAS 2021/981 KARAR SAYILI İLAMI 
  Sanığın arkadaşı katılan … ile İş Bankası Şubesi’ne giderek, katılanın bankadan parasını çektiği sırada hesap numarasını ezberleyerek cep telefonuna kayıt ettiği, sanığın katılanın İş Bankası’ndaki hesabından rızası dışında para çekmeye karar vererek, 11.08.2009 tarihinde Mezitli İş Bankası Şubesi’ne giderek katılanın hesap numarasını söyleyip bu hesap numarasının kendisine ait olduğunu, hesabından 900 TL para çekeceğini söylediği, bankada işlem yoğunlu olması ve banka görevlisinin dalgın olması nedeniyle sanıktan kimlik sormayarak, katılanın hesabından 900 TL parayı sanığa ödediği, daha sonra sanığın İş Bankası Mersin Üniversitesi Kampüsü Şubesi’ne giderek aynı yöntemle para çekmek istediği, banka görevlisi olan tanık …”in işlemlerini yapmak amacıyla, sanıktan kimliğini ibraz etmesini istediği, sanığın banka görevlisine bu bankaya yeni mi atandığını, kendisinin daha önceden Mersin Üniversi maliye bölümünden mezun olduğunu, şu anda da aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak görev yaptığını, kimliğini çantasında unuttuğunu söyleyerek, banka görevlisine güven telkin etmesi üzerine, banka görevlisinin katılan … ‘in fon hesabından sanığa 765 TL ödeme yaptığı, sanığın daha sonra belirli aralıklarla aynı banka görevlisine giderek, banka görevlisi olan tanık …”dan oluşturduğu güven telkininden de yararlanarak katılan …’e ait hesaptan 09.09.2009 tarihinde 750 TL, 23.09.2009 tarihinde 440 TL, 09.10.2009 tarihinde 758 TL, 02.10.2009 tarihinde 433 TL, 13.10.2009 tarihinde 350 TL ve 20.10.2009 tarihinde ise 326 TL olmak üzere, toplam 4.740 TL parayı, katılan …’in bilgisi ve rızası dışında çekerek kullandığı, bu suretle üzerine atılı suçu işlediğinin iddia edildiği olayda; suça konu banka hesabının sanığa ait olup olmadığını katılan … A.Ş yetkililerince yapılacak basit bir kimlik denetimiyle ortaya çıkmasının mümkün olduğu, bu hâliyle dolandırıcılık suçunun unsuru olan nitelikli yalanın, kamu davasına konu olayda bulunmadığı, bu nedenle dolandırıcılık suçunun unsurlarının oluşmayacağı gerekçesine dayanan mahkemenin beraat hükmünde bir isabetsizlik görülmemiştir. Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre katılan … A.Ş vekilinin atılı suçun sübut bulduğuna ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 09/02/2021 tarihinde oybirliği ile karar

Son olarak şunu belirtmemiz gerekir ki, malum olunduğu üzere sanığın cezalandırılması için her türlü şüpheden uzak, inandırıcı deliller ile karar verilmesi gerekmektedir. Bu hususta müvekkilin, iş bu davada hiçbir icrai faaliyette bulunmaması, bahsi geçen parayı kendi bünyesine katmamış hiçbir fayda sağlamamış olması hususları göz önüne alındığında müvekkilin fail olarak değerlendirilmesi son derece haksız olup müvekkili hukuksuz yere mağdur etmektedir. İş bu nedenlerledir ki müvekkilin beraati , hukuk ve adaletin temini açısından son derece önem arz etmektedir.

HUKUKİ NEDENLER       : TCK, CMK ve her türlü yasal sair mevzuat

SONUÇ ve İSTEM              :

Yukarıda detaylarıyla arz ve izah olunan ve resen dikkate alınacak nedenlerle,

ÖNCELİKLE, Müvekkil Sanık …………… herhangi suç işleme kastı ile hareket etmediğinden ve isnat edilen suçlamaların maddi ve manevi unsurları oluşmadığından, müvekkilin BERAATİNE,

Müvekkilin cezalandırılması talebinin dayandırıldığı TCK m. 158/1-l hükmünün fail açısından nitelikli dolandırıcılık suçunun oluşmadığından, mahkemeniz suçun müvekkil tarafından işlendiği kanaatinde ise suçun temel halinden yargılanmasına, Sayın mahkemeniz aksi kanaatte ise verilecek diğer lehe olan hükümlerin uygulanmasına,

Karar verilmesini saygıyla vekaleten arz ve talep ederiz. 14/06/2024

SANIK MÜDAFİİ
AV. ELİF SENA BİLGİÇ

Hemen AraWhatsappYol Tarifi