Yargıtay Kararları Işığında Tapu İptal ve Tescil Davaları


Miras, aileler arasında geçen birçok hikayenin ve bağın temelini oluşturur. Ancak, miras paylaşımı sürecinde bazen ortaya çıkan hukuki sorunlar, aile bağlarını sarsabilir ve adalet arayışını başlatır. Bu makalede, özellikle miras bırakanın malvarlığını muvazaalı bir şekilde devrederek mirasçılardan kaçınma eğilimine odaklanan “Muris Muvazaası”nı ele alacak ve bu duruma karşı yasal bir tepki olan “Tapu İptal ve Tescil Davası”nı inceleyeceğiz.

Tapu iptali davası, tüm gayrimenkul davaları gibi taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde açılmaktadır. (HMK md.12). Taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkili mahkemedir. Taraflar ortak bir yer mahkemesinde karar kılsa dahi bu geçersizdir.

Tapu İptali Ve Tescili Davası, taşınmazın bulunduğu yerdeki ASLİYE HUKUK MAHKEMELERİNDE görülür. (HMK md.2/1). Taşınmazın niteliği, büyüklüğü, değeri vb. gibi özellikleri değişkenlik gösterse dahi davaya görmekle yetkili mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir.

Kural olarak tapu iptal ve tescil davasında zamanaşımı yoktur. Yolsuz bir tescil söz konusuysa 30 yıllık tapunun bozulması mümkündür. Eğer kazandırıcı zamanaşımı söz konusu olmuşsa 30 yıllık tapu bozulamaz ancak tapu iptal ve tescil davalarının ikame edilmesi sırasında, her somut olay özelinde hukuki sebeplerin analizinin yapılması, tarafların tamamına husumet yöneltilmesi ve özel olarak öngörülen hak düşürücü sürelere uygun şekilde prosedürlerin oluşturulması oldukça önem arz etmektedir. 

Mirasın paylaşılması, hukuki bir süreçtir ve her bir mirasçının adil bir şekilde hak ettiği paya sahip olması hedeflenir. Ancak, miras bırakanın mirasçılara düşen payı eksik bırakma amacı taşıyan muvazaalı işlemler, bu adaleti sarsabilir. Muris muvazaası, gerçek niyeti gizleyen ve malvarlığını muhafaza etmek isteyen miras bırakanın kullanabileceği bir yöntemdir.

Tapu İptal ve Tescil Davası, bu tür muvazaalı işlemlere karşı mücadele etmek için başvurulan önemli bir hukuki araçtır. Bu dava, mirasçıların miras bırakanın malvarlığı üzerinde gerçekleştirdiği şüpheli işlemleri mahkemeye taşıyarak, adaletin sağlanması amacını taşır. Bu makalede, Muris Muvazaasının ne olduğunu, nasıl işlediğini ve Tapu İptal ve Tescil Davası’nın nasıl bir hukuki süreci başlattığını detaylı bir şekilde ele alacağız.

Mirastan mal kaçırma eğiliminde olan bireylerin bu muvazaalı işlemleriyle mücadele etmek, hem hukuki bir zorluk hem de ahlaki bir sorumluluktur. Adalet arayışında, miras hukukunun sunduğu araçları bilmek ve doğru şekilde kullanmak, aile bağlarını güçlendirecek ve mirasın adil bir şekilde paylaşılmasını sağlayacaktır.

Bu makalede, miras hukuku ve muris muvazaası konularındaki temel kavramları, uygulama adımlarını ve hukuki mücadele süreçlerini detaylı bir şekilde inceleyerek, okuyucularımıza bu önemli hukuki konularda rehberlik etmeyi amaçlıyoruz. Mirasın paylaşımında yaşanan bu tür hukuki sorunlara karşı bilinçli ve etkili bir şekilde mücadele etmek, aile birliğini korumak ve adaleti sağlamak adına atılacak önemli adımlardan biridir.

MURİS MUVAZAASI (MİRASTAN MAL KAÇIRMA) NEDENİYLE TAPU İPTAL VE TESCİL DAVASI

Muris Muvazaası (Mirastan Mal Kaçırma) Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası

Müteveffanın ölümünden sonra müteveffaya ait olan tüm mal varlığı mirasçılarına yakınlık derecesine göre(eş, çocuklar, torun ve diğer akrabalar) dağıtılır. Bu süreç taraflar arasında doğan ihtilaflar neticesinde istenildiği gibi sonuçlanmayabilir. Bu konuda sıkça görülen durum ise Muris Muvazaasıdır. Muris, müteveffanın ölümünden önce veya sonra çeşitli yollarla malvarlığını kendisine geçirebilir. Diğer mirasçıların bilgisi dahilinde olmayan bu işlemlere ilişkin diğer mirasçılar taşınmazı kendi üzerine alan mirasçı aleyhine Tapu İptal ve Tescil davası açarak haksız bir biçimde elde edilen mal varlığı üzerindeki hakkını isteyebilir. 

Muris Muvazaası Nedir?

Muvazaalı mal devri, tarafların gerçek niyetlerini gizlemek veya başkalarını yanıltmak amacıyla yapılan hukuki bir işlemi ifade eder. Bu tür işlemlerde, bir malın devri gibi görünen ancak aslında gerçekte malın sahipliğinin değişmediği, kontrolünün devam ettiği durumlar söz konusudur.

Muvazaalı mal devri genellikle hukuki işlemlerin dürüstlük ve şeffaflık prensiplerine aykırı olduğu durumları içerir. Bu tür durumlarla mücadele etmek için bir kişi, muvazaalı işlem tespitiyle ilgili olarak mahkemeye başvurabilir. Mahkeme, tarafların gerçek niyetlerini değerlendirir ve işlemin gerçekleştiği gibi gösterilmiş olmasına rağmen, eğer muvazaalı bir işlem olduğu tespit edilirse, bu işlemi geçersiz kılabilir.

Muvazaalı mal devri örnekleri arasında, alacaklılardan malvarlığını korumak isteyen bir kişinin malını başka bir aile üyesine devretmesi, mirasçılara daha az miras bırakmak için mal devri yapılması gibi durumlar bulunabilir.

Bu tür durumlarla ilgili hukuki süreçler, genellikle mahkemeye taşınan iptal davalarını içerir. Mahkeme, tarafların beyanları, deliller ve hukuki argümanlar ışığında adil bir karar verecektir. Muvazaalı işlemlerle mücadele eden taraf, mahkemeye başvurarak işlemin iptalini talep eder ve gerçek duruma uygun bir düzenleme sağlanmasını talep edebilir. Muris Muvazaası ve Tapu İptal ve Tescil Davası

Muris muvazaası nedeniyle mirasçılar tarafından sıklıkla başvurulan hukuki bir yol, tapu iptal ve tescil davasıdır. Bu dava, miras bırakanın ölümünden sonra gerçekleşen mal devir işlemlerini hedef alır. Muris muvazaası durumunda, mirasçılar, miras bırakanın kasti olarak gerçekleştirdiği malvarlığı devirlerini mahkemeye taşıyarak tapu iptali ve tescil davası açabilirler.

Yargıtay 1.Hukuk Dairesi-Karar: 2016/5445

Miras bırakanın hileli gayrimenkul devirleri tapu iptal ve tescil davasına konu olmaktadır. Muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davalarında çözülmesi gereken hukuki sorun miras bırakanın mirasçılardan mal kaçırma iradesiyle hareket edip etmediğinin tespitidir. Miras bırakan mirasını paylaştırırken hoşgörü ile karşılanabilecek makul oranlarda farklılıklar yaratarak paylaşım yapabilir. Muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davasında; miras bırakanın denkleştirme yapıp yapmadığı ve mal paylaşımının hakkaniyete uygun bir paylaşım olup olmadığı aşağıdaki ölçütler kullanılarak tespit edilir.

VEKALET GÖREVİNİN (VEKİLLİK YETKİSİNİN) KÖTÜYE KULLANILMASI NEDENİYLE TAPU İPTAL VE TESCİL DAVASI

Mülkiyet, kişilerin yaşamları boyunca biriktirdikleri ve sevdiklerine bırakmak istedikleri en değerli varlıklardan biridir. Ancak, vekalet görevlisi tarafından kötüye kullanılan vekillik yetkisi, bu değerli varlıkların kaybına veya haksız bir şekilde devrine neden olabilir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve (818 sayılı Borçlar Kanununun 390.) maddesinde aynen; “Vekil, vekalet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hallerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekalet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.” Şeklinde hüküm yer almaktadır.

Vekalet görevi, bir kişinin başka bir kişi veya kuruluş adına hukuki işlemleri gerçekleştirmek üzere yetkilendirilmesini içerir. Ancak, bu yetkinin kötüye kullanılması durumu, güven ilişkisine dayalı bu önemli görevin zedelenmesine ve mülkiyetin haksız bir şekilde el değiştirmesine yol açabilir. Vekalet görevinin kötüye kullanılması, hem hukuki hem de etik açıdan ciddi bir sorundur. Vekalet görevlisinin gerçekleştirdiği mal devir işlemlerine karşı adaletin sağlanması amacını taşır. Mahkeme, kötüye kullanımı tespit ederek mülkiyetin asıl sahiplerine iade edilmesini ve adaletin tesisi için etkili bir araç sunar. Vekalet görevinin kötüye kullanılması durumu, sadece mülkiyet kayıplarına neden olmakla kalmaz, aynı zamanda güven ilişkilerini de derinden sarsabilir.

Vekalet Görevi ve Sorumlulukları

Vekalet görevi, bir kişinin başka bir kişi ya da kuruluş adına hukuki işlemleri gerçekleştirmek üzere yetkilendirilmesini içerir. Ancak, bu yetkinin kötüye kullanılması, güven ilişkisinin temelini sarstığı gibi mülkiyetin de zarar görmesine neden olabilir. Vekalet görevlisi, güvenilir bir şekilde vekillik yetkisini kullanmalı ve vekil olduğu kişinin veya kurumun çıkarlarını korumakla yükümlüdür.

Vekalet görevlisi, kötü niyetli bir şekilde vekillik yetkisini kullanarak mülkiyetin devri gibi işlemleri gerçekleştirebilir. Bu durum, muvazaalı işlemler olarak adlandırılır. Muvazaalı işlemler, tarafların gerçek niyetini gizlemeye yönelik düzenlemeler içerir ve genellikle hukuki olarak geçersiz kabul edilir.

Vekalet görevinin kötüye kullanılması durumunda, mağdur olan tarafın başvurabileceği hukuki bir çözüm yolu “Tapu İptal ve Tescil Davası”dır. Bu dava, muvazaalı işlemlerin tespiti ve mülkiyetin asıl sahibine iadesi amacını taşır. Davacı, mahkemeden vekalet görevlisinin kötüye kullanımını kanıtlamak ve tapu üzerinde yapılan hileli işlemleri ortaya çıkarmak için destek ister. Mahkeme, delilleri değerlendirir ve eğer vekalet görevlisi kötü niyetli bir şekilde vekillik yetkisini kullanmışsa, tapu üzerinde yapılan işlemleri iptal edebilir ve adaleti sağlayabilir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi -Karar: 2016/2002

Vekil ile vekalet veren arasında yazılı bir “vekalet sözleşmesi” varsa taraflar arasındaki ilişkinin ve vekaletin kapsamı bu sözleşme hükümleri dikkate alınarak belirlenir. Vekil ile vekalet veren arasında herhangi bir sözleşme yoksa vekaletin kapsamı, görülecek işin niteliğine göre belirlenir ( BK md.504/1). Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa bile vekil her zaman vekalet verenin iradesine ve çıkarlarına uygun hareket etme yükümlülüğü altındadır (Yargıtay 1. HD-Karar: 2016/2002). .

İMAR UYGULAMASINDAN KAYNAKLANAN TAPU İPTALİ VE TESCİLİ DAVASI,

İmar uygulamaları genellikle kentsel dönüşüm, yol genişletme projeleri veya çeşitli kamu projeleri gibi durumlarla ilişkilidir. Bu tür uygulamalar, genellikle mevcut arazi kullanımını değiştirir ve bu değişiklikler tapu kayıtlarına yansır. İmar uygulamalarının neden olduğu tapu değişiklikleri, arazi değerini etkileyebilir, kullanım amacını değiştirebilir ve mülkiyet sahipleri arasındaki hakları etkileyebilir.

Tapu değişikliklerine itiraz etmek veya tapu kaydını güncellemek için tapu iptali ve tescil davası başlatılabilir. Bu aşamada, davayı başlatma yetkisi kimdeyse, yani mülkiyet sahibi ya da etkilenen diğer taraflar, mahkemeye başvurarak tapu kaydındaki hataların düzeltilmesini veya değiştirilmesini talep edebilirler. Davanın başlatılması genellikle bir avukat aracılığıyla gerçekleşir ve gerekçeler genellikle tapu kaydındaki hatalar, hukuki belirsizlikler veya imar uygulamalarının neden olduğu değişikliklere dayanabilir.

Dava süreci, başvuru yapılan mahkemenin belirlediği aşamaları takip eder. Tarafların argümanları, sunulan deliller ve hukuki gerekçeler değerlendirilir. Mahkeme, tapu kaydındaki değişikliğin yasal temellere uygun olup olmadığını değerlendirir ve adaleti sağlamak amacıyla kararını verir.

Mahkeme, tapu iptali ve tescil davası sonucunda çeşitli kararlar verebilir. Bu kararlar arasında tapu kaydındaki değişikliklerin yapılması, tapu iptali, tescil ve benzeri düzenlemeler bulunabilir. Mahkeme kararına göre, mülkiyet hakları yeniden düzenlenebilir ve ilgili tarafların hakları korunabilir.

ÖLÜNCEYE KADAR BAKMA SÖZLEŞMESİ NEDENİYLE TAPU İPTAL VE TESCİL DAVASI

Yaşam boyu yapılan anlaşmaların sona ermesi, ardında birçok hukuki sorumluluğu bırakabilir. Özellikle “Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmeleri,” bireylerin yaşamları süresince bakımını üstlenen kişilere yönelik yapılan anlaşmalardır. Bu makalede, bu tür bir sözleşmenin ardından ortaya çıkabilen tapu sorunlarını ele alacak ve bu duruma karşı başvurulan hukuki çözüm olan “Tapu İptali ve Tescil Davası”nı detaylı bir şekilde inceleyeceğiz.

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmeleri: Tanım, Yapı, ve Sorumluluklar


“Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmeleri” veya diğer adıyla “Bakım Sözleşmeleri,” genellikle yaşlılık dönemindeki kişilerin, yaşam konforlarını sürdürebilmeleri için bir bakım hizmeti sağlayıcısıyla yapmış oldukları sözleşmelerdir. Bu sözleşmeler, bir kişinin ölümüne kadar devam edebilecek bir süreklilik arz eder. Ancak bu tür sözleşmelerin yasal durumu ve uygulamaları ülkeden ülkeye farklılık gösterebilir. Genel olarak bakıldığında şu unsurları içerebilir:

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmeleri, bir kişinin yaşlılık, hastalık veya kısıtlılık durumunda bakım ve destek alabilmesi için bir bakım hizmeti sağlayıcısıyla yaptığı sözleşmelerdir.

Bu sözleşmeler, genellikle bir huzurevi, bakım evi veya evde bakım hizmetleri gibi sağlık ve bakım hizmetleri sunan kuruluşlarla yapılır. Sözleşme, taraflar arasındaki hak ve sorumlulukları belirtir. Bakım hizmeti alacak kişi ile sağlayıcı kuruluş arasında belirlenmiş şartlar ve karşılıklı taahhütler bulunur. Sözleşme genellikle bakım süresi, sağlanacak hizmetlerin niteliği, ücret ve ödeme koşulları gibi unsurları içerir.

Taraflar arasında gizlilik, güvenlik, hasta hakları ve sağlık kayıtlarının korunması gibi konularda da anlaşmalar içerebilir.

Bakım hizmeti sağlayıcısı, sözleşmede belirlenen hizmetleri eksiksiz ve profesyonel bir şekilde sunma sorumluluğuna sahiptir. Bakım hizmeti alacak kişi veya ailesi, ödeme taahhütlerini yerine getirmekle yükümlüdür. Sözleşme genellikle tarafların anlaşmazlıklarını çözmek için hangi yöntemleri kullanacaklarına dair hükümler içerir.

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmeleri, bakım hizmeti alacak kişinin ölümü durumunda nasıl bir süreç izleneceğini belirler. Bu süreçte aile veya vasiyle iletişim, cenaze düzenlemeleri, sözleşmenin sonlanması gibi konulara dair hükümler içerir.

Sözleşmenin Sona Ermesi veya İfası ve Tapu Sorunları

Ölünceye kadar bakma sözleşmeleri, bakım verenin ölümü, sözleşmenin sona ermesi veya başka bir sebep ile sona erebilir. Bu noktada, sözleşmenin sona ermesi veya ifası durumunda ortaya çıkabilecek tapu sorunları önem kazanır. Bakım veren, ölümden sonra mülkiyet hakkını devralma, tapu kayıtlarının güncellenmesi veya diğer tapu düzenlemeleri ile ilgili haklarına odaklanabilir.

Tapu İptali ve Tescil Davası: Başlatılması ve Süreci

Tapu sorunlarını çözmek için başvurulan önemli bir hukuki araç, tapu iptali ve tescil davasıdır. Bu dava, tapu kayıtlarındaki hataları düzeltmek, yeni düzenlemeler yapmak veya mülkiyet hakkını güncellemek amacını taşır. Sözleşmenin ifası veya sona ermesi durumunda bu davanın nasıl başlatılacağı, sürecin nasıl işleyeceği ve mahkeme kararlarının nasıl uygulanacağı mahkemece detaylı bir şekilde ele alınacaktır. Tapu iptal ve tescil davaları karmaşık bir süreç olması sebebiyle bu konuda BİLGİÇ&YALÇIN HUKUK BÜROSU ile iletişime geçerek konu ile alakalı hukuki destek ve danışmanlık hizmeti alabilirsiniz.

HUKUKİ EHLİYETSİZLİK NEDENİYLE TAPU İPTAL VE TESCİL DAVASI

Mülkiyet hakkı, hukuki ehliyetin varlığına dayalı olarak sağlanan önemli bir haktır. Ancak bazen, hukuki ehliyetsizlik durumları ortaya çıkabilir ve bu durumlar tapu kayıtları üzerinde sorunlara neden olabilir. Bu makalede, hukuki ehliyetsizlik nedeniyle tapu iptali ve tescil davalarını ele alacak, bu durumun hukuki sürecini ve bu tür davaların önemli noktalarını inceleyeceğiz.

Hukuki Ehliyetsizlik: Tanım ve Durumlar

Hukuki ehliyetsizlik, bir kişinin hukuki işlem yapma yeteneğine sahip olmamasını ifade eder. Türk Hukuku’nda hukuki ehliyetsizlik kavramı, Medeni Kanun ve diğer ilgili mevzuatlarda düzenlenmiştir. Hukuki ehliyetsizlik durumları şu şekilde tanımlanabilir:

Yaş Ehliyetsizliği; Türk Medeni Kanunu’na göre, reşit olmayan kişiler genellikle hukuki işlem yapma konusunda kısıtlanmışlardır. Reşit olmak, 18 yaşını doldurmak anlamına gelir. Ancak, bazı hallerde mahkeme kararıyla erginlik öncesi veya sonrasında da hukuki ehliyet kazanılabilir.

Akıl Hastalığı veya Akıl Zayıflığı; Bir kişinin akıl sağlığı yerinde değilse veya akıl zayıflığı varsa, hukuki ehliyeti sınırlanabilir. Bu durumda kişi, kendi menfaatlerini korumak amacıyla yasal temsilci veya vasi atanabilir.

Fiil Ehliyetsizliği; Belirli bir olay veya durumda, bir kişinin olayın hukuki sonuçlarına katılma yeteneği kısıtlanabilir. Örneğin, bir kişinin suç işleme yeteneği olmayabilir ve bu durumda fiil ehliyetsizliği söz konusu olabilir.

Müşterek Velayet Altındaki Çocuklar; Boşanmış ebeveynlerin çocukları, genellikle müşterek velayet altındadır. Bu durumda, önemli hukuki işlemlerde her iki ebeveynin rızası gerekebilir.

Müflislik; Bir kişi iflas ettiğinde, yani malvarlığı borçlarından daha az ise, iflas sürecinde belirli hukuki işlemleri yapma yeteneği sınırlanabilir.

Hukuki ehliyetsizlik durumunda, kişi kendi menfaatlerini koruma veya başkalarıyla hukuki ilişkilere girebilme yeteneğini kaybeder. Bu durumda, kişi için mahkeme tarafından vasi atanabilir veya yasal temsilci belirlenebilir. Hukuki ehliyetin sınırlanması, kişinin korunması ve toplum düzeninin sağlanması açısından önemlidir.

Formun Üstü

Hukuki Ehliyetsizlik ve Mülkiyet Hakkı: Etkileri ve Sorunlar

Mülkiyet İşlemleri:

Hukuki ehliyetsiz bir kişi, genellikle malvarlığı üzerinde hukuki işlemler yapma yeteneğine sahip değildir. Bu nedenle, bu kişi mal satamaz, mal devredemez veya mal üzerinde başka bir hukuki işlem gerçekleştiremez.

Tapu İşlemleri:

Mülkiyet hakları genellikle tapu kaydına bağlıdır. Hukuki ehliyetsizlik durumunda, kişi tapu üzerinde belirli işlemleri gerçekleştiremez. Örneğin, bir kişi bir taşınmazı satmak istediğinde veya miras yoluyla mülkiyet devraldığında, bu işlemler için hukuki ehliyet gereklidir.

İptal Davaları:

Hukuki ehliyetsiz bir kişi tarafından gerçekleştirilen mülkiyet işlemleri, hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle iptal davalarına konu olabilir. Bu durumda, mahkeme hukuki ehliyetin olmadığı bir kişi tarafından yapılan işlemleri iptal edebilir.

Haksız Fiil Sorumluluğu:

Hukuki ehliyetsiz bir kişi, kendi davranışları sonucu başkalarına zarar verirse, haksız fiil sorumluluğu doğabilir. Ancak, bu durumda kişi hukuki ehliyetsiz olduğu için sorumluluk yeteneği sınırlı olabilir.

Vasi Atama:

Hukuki ehliyetsiz bir kişi için mahkeme tarafından vasi atanabilir. Vasi, kişinin mülkiyeti üzerinde belirli işlemleri gerçekleştirmek üzere atanır. Ancak, vasi atanmış olsa bile, bu kişi bazı mülkiyet işlemlerini bağımsız olarak gerçekleştiremez.

Mülkiyet Haklarının Geçerliliği:

Hukuki ehliyetsiz bir kişi tarafından gerçekleştirilen mülkiyet işlemleri, genellikle geçersiz sayılabilir. Bu durumda, ilgili malvarlığı veya taşınmazın mülkiyet hakkı üzerindeki değişikliklerin hukuki etkisi olmayabilir.

Hukuki ehliyetsizlik durumu, bireyin korunması amacıyla belirlenen bir kısıtlama olup, mülkiyet haklarına ilişkin işlemlerde dikkate alınmalı ve gerektiğinde hukuki önlemler alınmalıdır.

Mahkeme Aşamaları ve Davanın Sonuçları

Tapu iptali ve tescil davası sürecindeki mahkeme aşamaları, delillerin değerlendirilmesi, tarafların argümanları ve mahkeme kararlarının uygulanması bu süreçte önemli bir rol oynar. Ehliyetsizlik nedeniyle açılan davaların sonuçları, mahkeme tarafından verilen kararlara bağlı olarak tapu kayıtlarında değişikliklere neden olabilir. Mahkeme, ehliyetsiz kişinin yaptığı işlemleri iptal edebilir veya düzeltebilir, böylece mülkiyet hakları korunmuş olur.

Yargıtay 1.Huku Dairesi – Karar: 2016/2135, 11.06.1941 Tarih 4/21 Sayılı Yargıtay İBK

Hemen belirtmek gerekir ki, MK md. 15’te de belirtildiği üzere, ayırtım gücü (temyiz kudreti) olmayan kişinin geçerli bir iradesi de bulunmadığından, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamaz, temyiz kudreti olmayan kişi ile işlem yapan karşı tarafın iyiniyetli olması o işlemi geçerli kılmaz.

Şeklinde kurulan Yargıtay kararı da bu işlemin geçersiz olduğunun yegane kanıtıdır.

AİLE KONUTU NEDENİYLE TAPU İPTAL VE TESCİL DAVASI

Aile konutu, birçok hukuki düzenleme tarafından özel bir koruma altına alınmış, aile birliğini sürdürmek ve konut sahibi aile bireylerini korumak adına önemli bir unsurdur. Ancak bazen, aile konutu üzerinde yaşanan hukuki sorunlar, tapu kayıtlarıyla ilgili problemlere yol açabilir. Bu makalede, aile konutu nedeniyle tapu iptali ve tescil davalarını ele alacak, bu hukuki sürecin detaylarını ve bu tür davaların önemli noktalarını inceleyeceğiz.

Aile konutu, bir ailenin sürekli olarak ikamet ettiği, yaşamını sürdürdüğü ve aile birliğini temsil eden yerdir. Hukuki olarak, aile konutu, özellikle Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenmiş olup, aile birliğini koruma amacı gütmektedir. Bu bölümde, aile konutunun hukuki tanımı, özellikleri ve aile birliğini koruma amacına yönelik hukuki düzenlemeler detaylı bir şekilde incelenecek.

Özel Koruma Altındaki Hukuki Düzenlemeler

Aile konutu, hukuki olarak özel koruma altındadır ve Türk Medeni Kanunu’nda bu konuda belirtilen düzenlemeler bulunmaktadır. Aile konutu üzerindeki maliklik, mülkiyet hakları ve koruma önlemleri gibi konular, bu düzenlemeler çerçevesinde değerlendirilmektedir.  Ayrıca, aile konutu üzerindeki hakların ve sorumlulukların belirlenmesine yönelik hukuki ilkeler her olayın ve durumun kendi içinde oluşan dinamiklerine gör farklılık gösterip farklı değerlendirmeler yapma mecburiyeti doğurmaktadır.

Davaların Sonuçları ve Mülkiyet Hakları

Aile konutu nedeniyle açılan tapu iptali ve tescil davalarının sonuçları, mahkeme tarafından verilen kararlara bağlı olarak değişebilir. Buna göre mahkeme tapu iptaline hükmedebilir ve bu durumda mahkemenin ilamına göre tapu kayıtlarında değişiklikler yapılmaktadır. Yerel mahkemenin vermiş olduğu karar kesin bir nitelikte olmayıp süresi içinde itiraz edilmesi durumunda istinaf edilebilir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu-2015/1201 Karar

Eşlerden biri diğerinin “açık rızasını” almadan aile konutu olan taşınmazı üçüncü kişilere devredemez veya taşınmaz üzerinde üçüncü kişi yararına ipotek vb. gibi sınırlı ayni haklar tesis edemez (MK md.194/1)

KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI VE ZİLYETLİK NEDENİYLE TAPU TESCİL DAVASI

Mülkiyet hukuku, zaman içinde çeşitli durumları düzenleyen karmaşık bir alanı kucaklar. Bu bağlamda, kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik kavramları, mülkiyet haklarının edinilmesinde önemli bir rol oynar. Bu makalede, kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik nedeniyle tapu tescil davalarını ele alacak, bu hukuki sürecin detaylarını ve bu tür davaların önemli noktalarını inceleyeceğiz.

Kazandırıcı zamanaşımı, bir kişinin belirli bir süre boyunca bir malı hukuki olarak sahiplenmesi ve bu süre sonunda mülkiyet hakkını elde etmesi anlamına gelir. Bu bölümde, kazandırıcı zamanaşımının hukuki tanımı, süresi, koşulları ve mülkiyet hakları üzerindeki etkileri detaylı bir şekilde incelenecek. Ayrıca, kazandırıcı zamanaşımı sürecinde zilyetliğin rolü ve bu kavramın işleyişi üzerinde durulacak.

Zilyetlik: Tanım ve Hukuki Bağlam

Türk Medeni Hukuku’na göre “zilyetlik,” bir malın fiziki olarak üzerinde tasarruf yetkisine sahip olma durumunu ifade eder. Zilyetlik, bir kişinin bir malı kullanma, işletme ve onun üzerinde fiili bir kontrol sağlama yetkisini ifade eder. Ancak zilyetlik, mülkiyet hakkını içermez; yani malın sahibi ile zilyetçi aynı kişi olmayabilir.

Zilyetlik hukuki bir kavram olup, bir kişinin mal üzerinde fiili kontrolüne dayanır. Zilyetçi, malın sahibi olmasa bile, mal üzerinde belirli eylemleri gerçekleştirebilir ve bu eylemleri yapma yetkisine sahiptir. Zilyetlik, mal üzerindeki fiili hakimiyeti temsil eder.

Türk Medeni Kanunu’na göre, zilyetlik hakkı, bir malın sahibi olmayan kişinin, mal üzerinde kullanma, yararlanma ve ona fiilen hükmetme yetkisini ifade eder. Ancak, zilyetliğin mülkiyet hakkını içermediği unutulmamalıdır. Yani, zilyet olan kişi malın sahibi değildir, sadece mal üzerinde belirli haklara sahiptir.

Zilyetlik, mal üzerindeki fiziki kontrolü ifade ettiği için, bir kişi malın sahibi olmadan da bir malı zilyet olarak kullanabilir. Ancak, malın sahibi ile zilyetçi arasında hukuki ilişki ve sorumluluklar farklıdır.

Kazandırıcı Zamanaşımı ve Zilyetlik Nedeniyle Tapu Tescil Davası: Başlatılması ve Süreci

Kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik nedeniyle tapu tescil davası, bir kişinin belirli bir mal üzerinde sahip olduğu hakları yasal olarak güvence altına almak için başvurabileceği bir hukuki süreci ifade eder. Bu tür bir dava genellikle mülkiyet hakkını ispat etmek veya hukuki güvence altına almak amacıyla başlatılır.

Davayı başlatan kişi, üzerinde hak iddia ettiği mülkiyeti ispatlayıcı belgeleri toplar. Bu belgeler arasında tapu kayıtları, tapu iptali ve tescil talep dilekçesi, zilyetlik süresini gösteren belgeler gibi dokümanlar bulunabilir.

Bu aşamada, hukuki danışmanlık almak önemlidir. Alanda uzman büromuz avukatları, davayı hazırlamak ve yasal süreçte rehberlik etmek için yardımcı olabilir.

Mahkeme, tarafların sunduğu delilleri ve argümanları değerlendirdikten sonra bir karar verir. Mahkeme, tapu tescilini onaylayabilir veya reddedebilir.

Eğer mahkeme, davacının mülkiyet hakkını onaylamışsa, tapu tescil işlemleri başlatılır. Bu, mahkeme kararının tapu siciline işlenmesi anlamına gelir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 10.04.1991 Tarih 1991/8-51 Esas, 194 Karar Ve 15.04.2011 Tarih 2011/8-111 Esas, 2011/180 Karar

Tapuda kayıtlı bir gayrimenkulün veya payın kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla mülk edinilmesi kural olarak mümkün değildir. Ancak, tapu kaydından taşınmazın mülk sahibinin kim olduğu anlaşılamıyorsa veya 20 yıl önce hakkında gaiplik kararı verilen bir kimseye ait ise, taşınmazın kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkündür. Bu hükmün uygulanabilmesi için gayrimenkulün sahibinin kim olduğunun bilinmesini sağlayacak, kimliğin belirlenmesine yarayacak bilgi ve belgelerin tapu sicilinden (kütüğünden) çıkarılmasının imkansız olması gerekir .

Hemen AraWhatsappYol Tarifi