Soybagi

İNSANİ İKAMET İZNİ BAŞVURU SÜRECİ, İNSANİ İKAMET İZNİ BAŞVURU DİLEKÇESİ ÖRNEĞİ, MÜLAKAT VE DAVA AŞAMASI

İNSANİ İKAMET İZNİ BAŞVURUSU

İnsani ikamet izni, yabancılar hukuku kapsamında en geniş idari takdir yetkisini içeren ve uygulamada en yüksek ret oranlarına sahip ikamet izinlerinden biridir. 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 46. maddesi uyarınca düzenlenen bu izin türü, klasik ikamet izinlerinden farklı olarak istisnai, bireysel ve somut olaya özgü değerlendirme esasına dayanır.

Bu nedenle, başvurunun yalnızca şekli şartları taşıması yeterli olmayıp; hukuki gerekçelendirme, delillendirme ve stratejik dosya kurgusu belirleyici rol oynamaktadır.

Samsun Bilgiç & Yalçın Hukuk Bürosu olarak, insani ikamet izni başvurularında müvekkillerimize:

-İdari başvuru sürecinin hazırlanması

-Mülakat sürecinin yönetilmesi

-Ret kararlarına karşı iptal ve yürütmenin durdurulması davalarının açılması

hususlarında kapsamlı ve sonuç odaklı hukuki danışmanlık hizmeti sunmaktayız.

İnsani ikamet izni, 6458 sayılı Kanun’un 46. maddesinde düzenlenmiş olup, idarenin tek taraflı irade beyanı ile tesis ettiği icrai nitelikte bir idari işlemdir.

Bu izin türü; genel ikamet izni rejiminden ayrışır, sübjektif hak doğurmaz, idarenin takdir yetkisine dayanır, ancak bu takdir yetkisi sınırsız değildir ve yargı denetimine tabidir.

İdare, bu yetkisini kullanırken:

  • Hukuk devleti ilkesi
  • Ölçülülük ilkesi
  • Eşitlik ilkesi
  • Temel hak ve özgürlüklerin korunması

çerçevesinde hareket etmek zorundadır.

İnsani İkamet İzni Verilme Şartları (YUKK m.46 Kapsamında Değerlendirme)

Kanunda sayılan haller sınırlı sayıda olmayıp, uygulamada geniş yorumlanmaktadır. Ancak başlıca durumlar şunlardır:

1-) Sınır dışı etme kararının uygulanamaması

2-) Kişinin ülkesine gönderilmesinin mümkün olmaması

3-) Geri gönderilmesi halinde yaşam hakkı veya kötü muamele riski bulunması

4-) Aile hayatının korunması gerekliliği (AİHS m.8 kapsamında)

5-) Çocuğun üstün yararı ilkesi

6-) Sağlık sebepleriyle Türkiye’de kalma zorunluluğu

Bu kapsamda yapılan değerlendirme, çoğu zaman uluslararası koruma hukuku, insan hakları hukuku ve idare hukuku kesişiminde yer almaktadır.

Başvuru, idareye yöneltilmiş bir talep başvurusu olup, idarenin işlem tesis etmesini amaçlar. Başvurunun reddi halinde ortaya çıkan işlem, iptal davasına konu edilebilen bir idari işlemdir. Her ne kadar idare re’sen araştırma ilkesi ile hareket etse de, başvuru sahibinin iddialarını inandırıcı ve somut delillerle desteklemesi gerekmektedir. Başlıca deliller; sağlık raporları, resmi belgeler, aile bağlarını gösterir evraklar, uluslararası kuruluş raporları, tanık beyanları. Eksik veya yetersiz delil sunulması, ret kararlarının en önemli nedenlerinden biridir.

Mülakat Süreci (İdari İnceleme Aşaması)

İdare, gerekli gördüğü hallerde başvuru sahibini mülakata davet eder. Bu mülakat, idari işlemin tesisinde belirleyici rol oynar.

Mülakat sırasında alınan beyanlar:

Tutanak altına alınır,

Karar gerekçesine doğrudan yansır,

Çelişki halinde başvuru aleyhine değerlendirilir, Mülakatta Dikkat Edilmesi Gerekenler, Beyanların dosya ile uyumlu olması,

Çelişkiden kaçınılması,

Tercüman kullanımına dikkat edilmesi, Psikolojik ve hukuki hazırlık yapılması,

Samsun Bilgiç & Yalçın Hukuk Bürosu, müvekkillerine mülakat öncesi detaylı simülasyon ve hazırlık desteği sunarak sürecin profesyonel şekilde yürütülmesini sağlar.

Başvuru sonucunda tesis edilen ret işlemi, idari yargı denetimine tabi bir işlemdir. Ret kararları sıklıkla; yetersiz gerekçeye, soyut değerlendirmelere, takdir yetkisinin geniş yorumlanmasına dayanmaktadır.

RET KARARININ TEBLİĞİNDEN İTİBAREN 60 GÜN İÇİNDE İDARE MAHKEMESİNDE İPTAL DAVASI AÇILMALIDIR.

YÜRÜTMENİN DURDURULMASI (YD) VE İNSANİ İKAMET İZNİ DAVALARINDAKİ KRİTİK ÖNEMİ

Yürütmenin durdurulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27. maddesi kapsamında düzenlenen ve idari işlemin yargılama süreci boyunca geçici olarak hukuki etkisinin askıya alınmasını sağlayan olağanüstü nitelikte bir geçici hukuki koruma tedbiridir; insani ikamet izni başvurularının reddine karşı açılan iptal davalarında ise bu kurum, yalnızca usuli bir talep olmanın ötesinde, yabancının Türkiye’deki fiili hukuki statüsünü doğrudan koruyan en önemli mekanizmalardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır, zira mahkemenin yürütmenin durdurulmasına karar verebilmesi için iki temel şartın birlikte gerçekleşmesi gerekmekte olup bunlardan ilki dava konusu idari işlemin ilk inceleme aşamasında dahi açıkça hukuka aykırı olması, ikincisi ise işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğacak olmasıdır; insani ikamet izni uyuşmazlıklarında bu şartlar çoğunlukla idarenin soyut ve yeterince gerekçelendirilmemiş ret kararları vermesi, takdir yetkisinin ölçülülük ilkesine aykırı şekilde kullanılması, Anayasa’nın 17. maddesi ile güvence altına alınan yaşam hakkı ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. ve 8. maddeleri kapsamında korunan kötü muamele yasağı ile aile hayatına saygı ilkesinin göz ardı edilmesi gibi durumlarda açıkça gündeme gelmekte; telafisi güç zarar unsuru ise özellikle yabancının sınır dışı edilmesi, ülkesine geri gönderilmesi halinde hayati tehlike ile karşı karşıya kalması, aile bütünlüğünün fiilen ve geri döndürülemez şekilde bozulması veya ciddi sağlık risklerinin ortaya çıkması gibi sonuçlar bakımından kendisini göstermektedir, bu yönüyle yürütmenin durdurulması kararı verildiği takdirde idari işlemin icrası durmakta, sınır dışı işlemleri askıya alınmakta ve kişinin dava sonuçlanıncaya kadar Türkiye’de kalışı hukuken güvence altına alınmakta olup bu durum özellikle yabancılar hukuku bakımından davanın fiili sonuç doğurabilmesi açısından hayati önem taşımaktadır;

uygulamada ise yürütmenin durdurulması taleplerinin başarısı büyük ölçüde dilekçede ileri sürülen hukuki gerekçelerin somutlaştırılmasına, risklerin belgelerle desteklenmesine ve telafisi güç zarar unsurunun açık ve inandırıcı şekilde ortaya konulmasına bağlıdır, aksi halde soyut ifadelerle yapılan taleplerin reddedilmesi sık karşılaşılan bir durum olup bu nedenle insani ikamet izni davalarında yürütmenin durdurulması talebinin yalnızca usuli bir ek talep olarak değil, davanın esasını fiilen koruyan stratejik bir hukuki araç olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.

İNSANİ İKAMET İZNİ BAŞVURU DİLEKÇESİ ÖRNEĞİ

CT.C. İÇİŞLERİ BAKANLIĞI
SAMSUN VALİLİĞİ
İL GÖÇ İDARESİ MÜDÜRLÜĞÜ’NE




BAŞVURU SAHİBİ            :
UYRUĞU                             : IRAK
VEKİLİ: AV. ELİF SENA BİLGİÇ YALÇIN & AV. MEHMET YALÇIN
ADRES                                 :
KONU: Yabancılar Ve Uluslararası Koruma Kanunu m. 46/1- a/b/e/f ve m.55 ile
Anayasa m.41/42 hükümleri uyarınca İnsani İkamet İzni Başvurusu talebinden ibarettir.   AÇIKLAMALAR                  :
Şahsım, 14/03/1968 tarihinde Irak ülkesinde doğdum ve halihazırda Irak vatandaşıyım. …………. tarihi itibari ile uluslararası koruma altında bulunmaktayım ve ailem ile birlikte Türkiye’de yaşamaktayım.  

Evliyim ve iki çocuk babasıyım. Ailem refakatimde bulunmaktadır ve talebim de ben ve refakatimde bulunan ailem adınadır. Eşim;……………………… doğumlu ve Irak vatandaşıdır. Kendisi de ………..5 tarihi itibari ile uluslararası koruma altındadır. En küçük çocuğum……………………… doğumlu ve Irak vatandaşıdır. Kendisi de ………. tarihi itibari ile uluslararası koruma altındadır. Diğer çocuğum …………………….. doğumlu ve Irak vatandaşıdır. Kendisi de ………………… tarihi itibari ile uluslararası koruma altındadır. (EK: Uluslararası Koruma Kimlik Belgeleri)  

Ben ve ailem (eşim ve iki çocuğum) Irak vatandaşı olup yaklaşık 10 yılı aşkın süredir Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde yaşamaktayız. Tarafımıza tanınmış uluslararası koruma statüsü kapsamında Türkiye’de yasal olarak bulunmaktayız. ……………………….. İlkadım/SAMSUN adresinde ailem ile birlikte ikamet etmekteyim.  

………………….. , ağır seyreden ve hayati risk taşıyan ülseratif kolit (kolon kanseri ile ilişkili ciddi bağırsak hastalığı) tanısı ile tedavi görmektedir. Kızımın bu hastalığı ile alakalı olarak yaklaşık 2016 senesinden bu yana süreci takip etmekteyiz. Kendisi, uzun yıllar boyunca Türkiye’de tedavi görmüştür. Tedavisi Samsun Yeni Şehir Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nde……………………………….. tarafından yürütülmekte olup; düzenli olarak kemoterapi ve kolonoskopi işlemleri uygulanmaktadır. (EK)  

Kızımın hastalığı aktif ve ağır seyretmekte olup; sürekli kanlı ishal, kanlı kusma şikayetleri bulunmakta, ayrıca bacaklarda ve vücutta yaygın ödem (şişlik) oluşmaktadır. Bu hususlar mevcut doktor raporları ve epikriz belgeleri ve görseller ile sabittir. (EK) Bu yan etkiler kızımın hayatın doğal akışında yaşayışını ciddi anlamda etkileyen ağır yan etkilerdir. Bunlar sebebi ile kızım ailesinin bakımına muhtaçtır. Yine aynı sebeple her an tedaviye erişebilir ve hastalığına uygun bir ortamda yaşaması gerekmektedir.

Kızımın mevcut sağlık durumu nedeniyle tedavisinin kesintiye uğraması veya bulunduğu yerin değiştirilmesi telafisi imkânsız ve geri dönüşü olmayan zararlar doğuracaktır. Nitekim doktor raporlarında da belirtildiği üzere; yalnızca ülke değişikliği değil, il değişikliği dahi tıbben sakıncalıdır ve mümkün değildir. Tedaviye kesintisiz devam edilmesi zorunludur.
Eklerde sunduğum belgelerde kızıma ait; reçeteler, epikriz belgeleri, doktor rapor ve notları, bulgu ve tanılar, vücudunda oluşan şişliklere ait görseller, hastanede aldığı bir takım tedavilere dair görüntüler, doktorunun kızıma ait tedavi sürecine dair imzalı notları mevcuttur.

Bu rapor ve belgeler incelendiğinde görülecektir ki kızımın tedavisi için bir takım ilaçlar gereklidir. Bu ilaçlar reçeteli ve ulaşımı haricen zor ilaçlardır. Yine bu ilaçlar ağır ilaçlar olduğundan bir çok yan etkileri de bulunmaktadır. Bu yan etkiler için dahi yeni ilaçlar gerekmektedir. Bu yan etkiler, kızımın hayatını oldukça kısıtlamaktadır. İnsani ikamet izni almadığımız taktirde, Irak’ta bu ilaçların temin edilmesi oldukça zor hatta mümkün değildir. Yine kızımın bakıma muhtaç olduğu tedavi dönemlerinde veya yan etkilerin ağırlaştığı dönemlerde acil ihtiyaçlarının orada karşılanması mümkün olmayacaktır. Bu sebepler ile evladımın can güvenliğinden ve yaşamından büyük endişe etmekteyim.

……………………. imzalı notları incelendiğinde de görülecektir ki kızımın hastalığı ilerlemektedir. Hastalık ile mücadele edebilmek için yeni bir tedaviye başlanması doktoru tarafından gerekli görülmüştür. Bu tedaviler uzun süreli ve aşamalı tedavilerdir. Ben ve refakatimde bulunan kızım ve ailemin bu sebeple insani ikamet izni talep etme zorunluluğu hasıl olmuştur. Aksi taktirde kızıma gerekli tedaviye erişimimiz mümkün olmayacaktır. (EK)

Kızıma ait şu ana kadarki raporlarında “kesin tanı” olarak bir çok hastalık tespit edilmiştir. Bunlar: Ülseratif Kolit, Demir Eksikliği Anemisi, D Vitamin Eksikliği, Anemi, Alerjik ve Dietetik Gastroenterit ve Kolittir. Bu hastalıkların yanı sıra kanser tanısı ile alakalı da tedaviler sürmektedir. Kemoterapi süreci başladığı taktirde çocuğun üstün yararı gereği talebimin kabul edilmesi gerekli olacaktır.

Kızımın tedavisinin Irak’ta aynı standartlarda ve süreklilikte sağlanabilmesi mümkün değildir. Bu durum kızımın yaşam hakkını doğrudan tehlikeye sokacaktır. Çocuğumun üstün yararı gereği mevcut tedavi sürecinin Türkiye’de devam etmesi zorunludur.

6458 sayılı Kanun’un 46. maddesi kapsamında; çocuğun üstün yararı, ağır hastalık hali ve insani nedenler birlikte değerlendirildiğinde tarafıma ve aileme insani ikamet izni verilmesi gerekmektedir. Somut olayda idarenin takdir yetkisi bulunmakla birlikte, mevcut şartlar bu yetkinin insan hakları çerçevesinde kullanılması zorunluluğunu doğurmaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesi (yaşam hakkı) ve 8. maddesi (özel ve aile hayatına saygı hakkı) uyarınca; kızımın tedavisinin kesintiye uğraması yaşam hakkının ihlali sonucunu doğuracaktır.

Ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin sağlık sebebiyle sınır dışı ve ikamet konularına ilişkin içtihatlarında (örn. Paposhvili/Belçika, Başvuru No: 41738/10, 13.12.2016; N./Birleşik Krallık, Başvuru No: 26565/05, 27.05.2008) ağır hastalığı bulunan kişilerin tedaviye erişiminin kesilmesinin insan hakları ihlali oluşturabileceği açıkça ortaya konulmuştur.

AİHM’nin  bu    kararda    standardı  genişlettiği    bilinmektedir.  Buna  göre:  “Kişinin gönderileceği yerde uygun tedaviye erişememesi ve ciddi, hızlı ve geri döndürülemez kötüleşme riski varsa ihlal olur”

Bu kapsamda, geri gönderme yasağı (non-refoulement) ilkesi de gözetilerek; kızımın hayati tehlike altında kalmasına neden olacak herhangi bir işlem tesis edilmemesi gerekmektedir.

Savran v. Denmark (AİHM, 2021) Bu karar, sınır dışı edilen kişinin ciddi psikiyatrik tedaviye ihtiyacı olduğu halde gideceği ülkede o tedaviyi gerçekten alıp alamayacağı hususunun incelenmesini talep ediyor. Mahkeme, ilgili devletten yeterli güvence almak gerektiğini vurguladı; yani sadece benzer sağlık hizmeti var demek yetmiyor, eşdeğer ve uygulanabilir tedavi imkanının varlığına bakılması gerekir.

D. v. United Kingdom (AİHM, 1997) Mahkeme bu davada, çok ciddi bir hastalığı olan kişinin sınır dışı edilmesinin, expulsion’ın ölümünü hızlandıracağı ispatlandığında Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında ihlal teşkil edebileceğini kabul etti. Bu karar Paposhvili’den önce önemli bir temel oluşturur ve sağlık nedenli sınır dışı yasağının çerçevesini çizer.
AİHM içtihatları, sınır dışı edilme/geri gönderilme kararlarında, göç eden kişinin gideceği yerde maruz kalacağı risklerin ve tedavi imkanlarının somut duruma göre değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Savran v. Denmark kararında gerekli tedaviyi alıp alamama hususunun yeterli güvence ile tespit edilmesi gerektiği vurgulanmış; D. v. United Kingdom gibi içtihatlarda ağır hastalık nedeniyle sınır dışının yaşamı ciddi şekilde tehlikeye atacağı görüşüne yer verilmiştir. Ayrıca Soering v. United Kingdom kararı devletlerin, gönderilecek ülkede maruz kalınacak riskleri öngörerek buna göre karar vermesi gerektiğini ortaya koymuştur.

Yine şahsım, Irak’ta bulunduğum dönemde İngilizce ve Arapça tercüman olarak görev yaptım. Özellikle savaş döneminde bu faaliyeti sürdürmüş olmam nedeniyle; çeşitli silahlı gruplar, yerel unsurlar ve yönetimle bağlantılı yapılar tarafından tarafıma yönelik ciddi tehditler yöneltilmiştir. Bu tehditler yalnızca şahsımla sınırlı kalmamış, tüm aileme ve hatta geniş aile fertlerime kadar uzanmıştır. Bu tercümanlık faaliyetlerime ilişkin belge ve bilgileri ve öneri mektubumu ekte sunmuş bulunmaktayım. (EK)

Söz konusu tehditler nedeniyle ailem sosyal çevresi içerisinde de dışlanmış, hatta aile içinden dahi tehditlere maruz kalmıştır. Bu durum, Irak’a geri dönmem halinde yalnızca şahsımın değil, eşim ve çocuklarımın da ciddi ve yakın tehlike altında olacağını açıkça göstermektedir.

Nitekim Irak’ta bulunan evimiz saldırıya uğramış ve yanarak kullanılamaz hale gelmiştir. Bu durum, tarafımızın Irak’ta güvenli bir yaşam sürmesinin fiilen imkânsız olduğunu ortaya koymaktadır. Başlı başına bu durum dahi orada hayati tehlike altında olduğumuzu gösterir vaziyettedir. Can güvenliğimiz mevcut değildir. Yaşam hakkımız risk altındadır.
6458 sayılı Kanun’un 4. maddesinde düzenlenen geri gönderme yasağı (non-refoulement) ilkesi uyarınca; hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı muameleye maruz kalacağı veya hayatının tehdit altında olacağı bir yere gönderilemez. Somut olayda tarafım ve ailem açısından Irak’a dönüş bu nitelikte açık bir risk barındırmaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesi kapsamında da; kişinin işkence, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele riski bulunan bir ülkeye gönderilmesi yasaktır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bu konudaki yerleşik içtihatlarında (örn. Chahal/Birleşik Krallık, Başvuru No: 22414/93, 15.11.1996; Saadi/İtalya, Başvuru No: 37201/06, 28.02.2008) bu ilkenin mutlak olduğu açıkça ortaya konulmuştur.

Şahsım ve ailem ülkenizde uzun senelerdir yaşamaktayız. Refakatimde çocuklarım bulunmaktadır. Ben ve ailemin ülkeye giriş yaptığımız tarihten günümüze kadar herhangi bir adli olaya karışmadığımızı bildiririm. Hakkımızda başlatılan herhangi bir soruşturma ve arama kararı mevcut değildir. Yıllardır yasalara saygılı bir şekilde yaşamımızı idame ettirmekteyiz. Çocuklarım 16 ve 17 yaşındadırlar. Yaşamlarının çoğunu Türkiye’de geçirmişlerdir. Kültürel olarak ülkemize alışmış ve bu kültüre saygılı ve adapte şekilde yetişmişlerdir. Yine çocuklarımın ikisi de eğitim hayatlarına Türkiye’de devam etmektedirler. Kızımın hastalık ve tedavi sürecinin yanı sıra eğitim hayatı ile de yakından ilgilenilmektedir. Okulu ve öğretmenleri ile birlikte bu süreç çocuğun en az zarar göreceği şekilde yürütülmektedir. Bu şekilde çocuğumun sağlık- eğitim dengesinin başkaca bir ülkede tekrar kurulması mümkün değildir. Dolayısıyla burada da “Çocuğun üstün yararı ilkesi” nin kullanım alanı doğmaktadır.

6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 46. maddesi (İnsani ikamet izni) metni şu şekildedir:

MADDE 46 – (1) Aşağıdaki hallerde, diğer ikamet izinlerinin verilmesindeki şartlar aranmaksızın, Bakanlığın onayıyla valilikler tarafından insani ikamet izni verilebilir ve uzatılabilir:

a) Çocuğun yüksek yararı söz konusu olduğunda.

b) Haklarında sınır dışı etme veya Türkiye’ye giriş yasağı kararı alındığı hâlde, yabancının Türkiye’den çıkışları yaptırılamadığında ya da Türkiye’den ayrılmaları makul veya mümkün görülmediğinde.

c) 55 inci madde uyarınca yabancı hakkında sınır dışı etme kararı alınmadığında.

ç) 53 üncü maddeye göre yapılan sınır dışı etme kararına karşı yargı yoluna başvurulduğunda.

d) Başvuru sahibinin ilk iltica ülkesi veya güvenli üçüncü ülkeye geri gönderilmesi işlemlerinin devamı sürecinde.

e) Acil nedenlerden dolayı veya ülke menfaatlerinin korunması ile kamu düzeni ve kamu güvenliği açısından Türkiye’ye girişine ve Türkiye’de kalmasına izin verilmesi gereken yabancılar için.

f) Olağanüstü durumlarda.

Yukarıda yer verdiğim 6458 sayılı Kanun’un 46. maddesi uyarınca, istisnai ve zorunlu hallerde yabancılara diğer ikamet izni şartları aranmaksızın insani ikamet izni verilebilmektedir. Özellikle çocuğun üstün yararının söz konusu olduğu durumlar, sağlık, güvenlik veya fiili imkânsızlık nedeniyle ülkeden ayrılmanın mümkün olmadığı haller ile kamu yararı ve olağanüstü durumlar bu kapsamda değerlendirilmektedir. Bu düzenleme, idareye insan hakları ve somut olayın özellikleri doğrultusunda takdir yetkisi tanımakta olup, kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin korunmasını amaçlamaktadır.

Şahsım ve refakatimde bulunan eşim ve iki çocuğum için talepte bulunduğum insani ikamet izni şahsım adına zorunluluk teşkil etmektedir. Ailem ve ben Irak’a birçok nedenden kaynaklı dönmek istememekteyiz. Ülkelemizde her an ölüm tehlikesiyle karşı karşıya bulunmaktayız, memleketteyken ben ve aileme yönetim tarafından birçok kez ölüm tehdidi yapılmıştır. Tehditler doğrultusunda oradaki evimiz bombalanmış, yanmıştır. Ülkemize dönecek olursak can güvenliğimiz yoktur. Şahsım ve ailem; 6458 sayılı kanunun 56. Maddenin a bendindeki “sınır dışı edileceği ülkede ölüm cezasına, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı cezaya veya muameleye maruz kalacağı konusunda ciddi emare bulunanlar” kapsamındadır.

İdarenin işlem ve kararlarında hukuka uygunluğun sağlanması hak ve menfaatlerin korunması esastır. Bu esasın korunabilmesi ve sağlanabilmesi ancak takdir yetkisinin hukuk sınırları içinde kullanılmasıyla mümkün olabilecektir. Çünkü her yetkide olduğu gibi takdir yetkisi de belli sınırlariçinde vardır ve bu yetki aınırsız değildir. Sınır olarak da amaç unsuru belirlenmiştir. İdari işlemin amaç unsuru bakımından idarenin takdir yetkisi bulunmamaktadır. Çünkü idari işlemin amacı mutlaka kamu yararıdır. İdare, bu konuda bağlıdır. Danıştay’ın istikrar bulmuş kararlarında da ifade edildiği üzere, “İdarelerin hukuk esasları içinde tanınan takdir yetkilerinin kullanılması keyfi ve mutlak olmayıp , kamu yararı ve kamu görevlerinin gerekleri ile sınırlıdır ve takdire taalluk eden işlemlerin maksat bakımından yargı denetimine tabi olacağı da idare hukukunun başta gelen ilkelerindendir.” şeklinde ifade etmiştir. Diğer bir ifadeyle idare işleminde ‘eşit’ ve ‘objektif’ ölçütleri esas alarak bu kurallar çerçevesinde hareket etmelidir.

DANIŞTAY    SEKİZİNCİ    DAİRESİ    2009/8191     ESAS    NUMARALI    KARARINDA;
“Anayasa’nın 2. Maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri arasında hukuk devleti de sayılmış ve Anayasa Mahkemesi kararlarında ise hukuk devleti, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, kazanılmış haklara saygı duyarak bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, bütün eylem ve işlemleri Anayasa ve hukuk kurallarına uygun ve yargı denetimine açık bulunan, yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ile Anayasa’nın bulunduğu bilincinde olan devlet olarak tanımlanmıştır. Bu bağlamda, hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak, idareler bireysel ya da düzenleyici işlemler tesis ederken sınırsız bir takdir yetkisine sahip olmayıp, bu takdir yetkisini hukuka, kamu yararına ve hizmet gereklerine uygun olarak kullanmalıdır. Bu işlemlerin hukuka uygunluklarının yargı mercileri tarafından denetlenmesi sırasında ise, idareyi işlem yapmaya iten sebep de irdelenecek ve takdir yetkisinin belirtilen sınırlar içinde kullanılıp kullanılmadığı resen göz önünde bulundurulacaktır.

Bu itibarla, idare hukukunda işlemlerin objektif bir sebebe dayanacağı kuşkusuzdur. Sebep unsuru ise, karar alınmadan veya işlem tesis edilmeden önce var olan ve idareyi belli bir karar veya işlem tesis etmeye götüren hukuki veya fiili durum olarak tanımlanabilir. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere, sebep, işlemi yapanın kendi düşüncesinde yer alan ve bu nedenle tercih ettiği bir husus olmadığından, nesnel bir nitelik taşır. Bu durumun sonucu da, bireysel ya da düzenleyici işlem, hukukun öngördüğü nesnel bir neden veya maddi olguya dayanılarak yapılmamış ise hukuka aykırı olacaktır. Ayrıca, işlemlerde gösterilen sebep ve gerekçe, işlemin hukuka uygunluğunu değerlendirme ve itiraz edip etmeme konusunda ilgililere yardımcı olmasının yanında, idarenin saydamlığı, savunma hakları ve idareye güven ilkeleri ve yukarıda belirtilen hukuk devleti anlayışının oluşumu bakımından da büyük öneme sahiptir.

Böyle ki: YUKK madde 25/1 göre kanun koyucu Türkiye içinden yapılacak ikamet izni taleplerinde, yabancının Türkiye’de kalmak istemesinde ileri sürdüğü gerekçelerin dikkatlice araştırılmasını, yabancının mağduriyetine yol açabilecek işlemlerden uzak durulmasını öngörmüştür. Yabancının aile bağları, varsa daha önce olduğu ikamet izni süresi, ikamet izni verilmediğinde döneceği menşe ülkesindeki durumu gibi hususların göz önünde bulundurulması, kısacası işlem sonunda yabancının nasıl bir durumla karşılaşılabileceğinin hesaba katılması gerektiğini belirtmiştir. Bununla birlikte Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 16. maddesi ile kabul edilmiş Birleşmiş Milletler temel metinlerden olan 10.12.1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 13(1) maddesine göre devletler yabancıları ülkelerine kabul etmek zorunda değildir ancak ülkelerine kabul ettikleri yabancıların ülkede ikametine ve seyahatine müsaade etmeleri gerekmektedir.

Yukarıda ayrıntılı olarak arz ve izah edildiği üzere; başta ağır ve hayati risk taşıyan hastalığı nedeniyle sürekli ve kesintisiz tedaviye ihtiyaç duyan kızımın sağlık durumu, tedavisinin yalnızca Türkiye’de sürdürülebilir olması, Irak’ta gerekli tedavi ve ilaçlara erişimin fiilen mümkün olmaması, ayrıca şahsım ve ailemin geçmişte maruz kaldığı ciddi tehditler ve mevcut can güvenliği riski birlikte değerlendirildiğinde; somut olayın istisnai ve zorunlu nitelik taşıdığı açıkça ortadadır.

Bu kapsamda, çocuğun üstün yararı ilkesi, yaşam hakkı, özel ve aile hayatına saygı hakkı ile geri gönderme yasağı (non-refoulement) ilkesi uyarınca; tarafımız hakkında aksi yönde tesis edilecek bir idari işlemin telafisi imkânsız ve geri dönülmez zararlar doğuracağı, hatta yaşam hakkının ihlali sonucunu doğurabileceği izahtan varestedir.




Nitekim 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 46. maddesi kapsamında idareye tanınan takdir yetkisinin; somut olayın özellikleri, sunulan sağlık raporları, uluslararası sözleşmeler ve yerleşik yargı içtihatları çerçevesinde, kamu yararı ve insan haklarına uygun şekilde kullanılması hukuki bir zorunluluktur. Aksi yönde bir değerlendirme, hem ulusal mevzuata hem de Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası yükümlülüklere açıkça aykırılık teşkil edecektir.  
Tüm bu nedenlerle; şahsım ve refakatimde bulunan eşim ile çocuklarım adına 6458 sayılı Kanun’un 46. maddesi uyarınca insani ikamet izni verilmesini, başvurumuzun ivedilikle, hakkaniyet ve ölçülülük ilkeleri gözetilerek değerlendirilmesini ve talebimizin kabulüne karar verilmesini saygılarımla arz ve talep ederim.  

HUKUKİ SEBEPLER: 6458 sayılı YUKK m.46, AİHS m.2 ve m.8, ilgili uluslararası sözleşmeler ve sair mevzuat.  


SONUÇ ve İSTEM
  :     Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle; ağır hastalığı bulunan kızımın
tedavisinin kesintisiz devam edebilmesi, telafisi imkânsız zararların önlenmesi ve çocuğun üstün yararı ilkesi gereğince; tarafıma ve aileme 6458 sayılı Kanun’un 46. maddesi kapsamında İNSANİ İKAMET İZNİ verilmesini saygılarımla arz ve talep ederim. 23/03/2026    

BAŞVURU SAHİBİ
………………………………. I      



     

EK:
Hastaya ait epikriz raporları  
Onkoloji ve gastroenteroloji tedavi belgeleri
Kemoterapi ve kolonoskopi kayıtları
Doktor raporları (tedavi zorunluluğu ve yer değişikliği sakıncasına ilişkin)
Kimlik belgeleri
Uluslararası koruma statüsüne ilişkin belgeler  
Gerekli görülecek sair deliller

SIK SORULAN SORULAR (SSS)

İnsani ikamet izni ne kadar sürede çıkar?

Başvuruların sonuçlanma süresi dosyanın niteliğine göre değişmekle birlikte genellikle birkaç ay sürebilir.

Herkes insani ikamet izni alabilir mi?

Hayır. Bu izin istisnai niteliktedir ve somut gerekçelerle ispat gerektirir.

Avukatla başvuru yapmak zorunlu mu?

Zorunlu değildir; ancak uygulamada avukat desteği, kabul ihtimalini önemli ölçüde artırmaktadır.

Yorumlar devre dışıdır