Trafik kazaları, her yıl binlerce kişinin hayatını kaybetmesine veya yaralanmasına neden oluyor. Bu kazalar bazen tamamen istem dışı gerçekleşse de, sürücülerin dikkat ve özen yükümlülüğüne uymaması durumunda cezai sorumluluk doğar.
Türk Ceza Kanunu’na göre bu tür durumlar, genellikle “taksirle öldürme suçu” kapsamında değerlendirilir.
Samsun, Karadeniz Bölgesi’nin önemli ulaşım noktalarından biri olduğu için her gün yoğun bir kara trafiğine sahne olmaktadır. Bu yoğunluk, ne yazık ki zaman zaman ciddi trafik kazalarına ve can kayıplarına yol açmaktadır.
Trafik kazası sonucu bir veya birden fazla kişinin ölmesi durumunda, olay “taksirle öldürme suçu” kapsamında değerlendirilir ve bu durum Türk Ceza Kanunu (TCK) madde 85 uyarınca cezai yaptırıma tabidir.
“Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
TCK m.85/2:
“Fiil birden fazla kişinin ölümüne veya bir veya birden fazla kişinin ölümüyle birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuşsa, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
Bu nedenle, trafik kazasında birden fazla kişinin ölümü ya da hem ölüm hem de yaralanma meydana gelmişse, ceza aralığı 2 yıldan 15 yıla kadar çıkabilir.
-Taksir Nedir? Bilinçli Taksirle Arasındaki Fark
Taksir; kişinin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranarak, istemeden bir sonuca neden olmasıdır.
Yani kişi, sonucu öngörebilecek durumda olmasına rağmen gerekli tedbiri almadığı için cezai sorumluluk taşır.
Bilinçli taksir ise, sürücünün tehlikeli bir davranışının sonuçlarını öngörmesine rağmen “bana bir şey olmaz” düşüncesiyle hareket etmesidir.
Örnek:
- Alkollü araç kullanmak,
- Aşırı hız yapmak,
- Kırmızı ışıkta geçmek,
- Cep telefonu ile ilgilenirken araç kullanmak.
Bu durumlarda sürücü sonucu öngördüğü halde kural ihlali yaptığı için, cezası bilinçli taksir nedeniyle yarı oranında artırılır.
Cezanın Belirlenmesinde Dikkate Alınan Unsurlar
Samsun’daki mahkemeler, ceza miktarını belirlerken şu kriterleri değerlendirir:
- Sürücünün kusur oranı,
- Bilinçli taksir bulunup bulunmadığı,
- Mağdur sayısı (birden fazla ölüm varsa ceza artar),
- Kazanın oluş biçimi (örneğin yağışlı havada, kavşakta, ana yolda),
- Failin kazadan sonraki tutumu (yardım etme, pişmanlık gösterme, olay yerinden kaçma vb.).
Bu kriterlere göre ceza alt veya üst sınırdan belirlenir.
Bazı durumlarda Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) veya ceza ertelemesi gibi seçenekler gündeme gelebilir.
Trafik Kazası Sonrası Tazminat Hakları
Trafik kazalarında cezai süreç dışında tazminat hakkı da doğar.
Ölen kişinin yakınları, şu tür tazminatları talep edebilir:
- Destekten yoksun kalma tazminatı,
- Manevi tazminat,
- Maddi zarar tazmini (araç, hastane gideri vb.).
Bu davalar Samsun Asliye Hukuk Mahkemeleri veya Samsun Ağır Ceza Mahkemeleri nezdinde yürütülebilir. Ceza davasındaki kusur oranı, tazminat davasında önemli bir delil olarak değerlendirilir.
Bir trafik kazasında ölüm meydana geldiğinde, hem sanık hem de mağdur yakınları için süreç oldukça hassastır.
Bu nedenle, gerek ceza davası gerekse tazminat davası aşamasında trafik kazası davalarında deneyimli bir avukatla çalışmak büyük önem taşır.
Samsun’da görev yapan ceza avukatları ve trafik kazası avukatları, sürecin başından sonuna kadar müvekkillerine şu konularda destek sağlar:
- Kusur tespit raporlarının incelenmesi,
- Bilirkişi ve delil süreçlerinin takibi,
- Ceza yargılamasında savunmanın hazırlanması,
- Tazminat taleplerinin doğru şekilde ileri sürülmesi.
Aşağıda belirtilen savunma dilekçesinde Samsun’da 2 kişinin ölümü ile sonuçlanan ve trafik kazasına ilişkin dilekçe sunulmaktadır. Bu dilekçede çeşitli Yargıtay kararları ve savunmalar yer almaktadır.
FATSA AĞIR CEZA MAHKEMESİNE
DOSYA NO : 2025/… E
SANIK :
MÜDAFİLER : Av. Elif Sena BİLGİÇ & Av. Mehmet YALÇIN
-adres antettedir-
MAKTULLER :
MÜŞTEKİLER :
VEKİLİ :
KONU : Davanın esasına ilişkin yazılı beyan ve savunmalarımızın sunulması, soruşturma aşamasında alınan bilirkişi raporuna itirazlarımız ile farklı bir bilirkişiden rapor alınması ve söz konusu suçtan müvekkilin BERAATİNE karar verilmesi talebidir.
TUTUKLAMA TARİHİ :
AÇIKLAMALAR :
Söz konusu kazada müvekkilin herhangi bir kusuru bulunmamaktadır. Yapılan incelemeler neticesinde müvekkilin alkol veya uyuşturucu etkisi altında olmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca kaza tutanaklarında fren izine rastlanmamıştır. Müvekkil tüm trafik kurallarına uymuş olup hız sınırını aşmamıştır. Kaldı ki kazanın olduğu yer incelendiğinde 30-40 metre mesafe öncesinde çok keskin bir viraj mevcuttur. Müvekkilin hız limitini aşmış olsaydı eğer bu virajda kazaya sebebiyet verecekti. O virajı geçtikten sonra da hızlanmak için yeterli mesafesi bulunmamaktadır. Yani söz konusu kazada müvekkile atfedilebilecek herhangi bir kusurlu durum bulunmamaktadır. Araç sürdüğü esnada sağlık problemi yaşayan müvekkil orada oturan insanları fark edebilecek hatta aracın kontrolünü sağlayabilecek durumda değildir. kaza anından sonra kendine gelebilmiştir. Müvekkil vefat eden kişileri tanımamakta olup herhangi bir husumeti de bulunmamaktadır.
Tüm bu anlatılanlarla birlikte müvekkil kalp hastası ve hipertansiyon hastasıdır. Bu durumlar dosyaya giren doktor raporları da tescillidir. Müvekkilin kalbinde kalp pili mevcuttur. Kazadan sonra müvekkilin göğüs ve sırt bölgesinde çarpmaya bağlı olarak kırıklar meydana gelmiş ve boyunluk kullanmaktadır. Hali hazırda zaten sağlık problemleri yaşayan müvekkil yaşadığı vahim olay neticesinde psikolojik olarak da kötü etkilenmiştir. Sabıkası dahi olmayan müvekkil hakim ve savcı karşına ilk kez çıkmıştır. Daha önce herhangi bir maddi veya yaralamalı trafik kazasına karışmamıştır.
Müvekkil sanığın söz konusu kazada herhangi bir kastı ve kusuru bulunmamaktadır. Daha öncesinde de ifade ettiğimiz üzere müvekkil kalp hastası olduğu için kalp pili taşımaktadır. Ekte sunacağımız evrakların gerekli incelemelerinin yapılmasını ve kaza günü ve saatinde müvekkilin kalp krizi geçirdiğinin ve fenalaştığının ortaya çıkarılmasını arz ve talep ederiz. (EK) Bu incelemelerin yapılması hiç zor olmamakla birlikte gerekli tüm bilgiler mevcuttur. Müvekkilin durup dururken daha önce tanışmadığı herhangi bir husumetinin bulunmadığı kişilerin canına kast ederek üzerilerine araç sürmesi ve hayatlarına kast etmesi mümkün değildir. Müvekkil yaşanan durumdan dolayı çok üzgündür. Müvekkil müştekilerin maddi ve manevi tüm zararlarını karşılamak istemektedir. Oğlunun düğününe dahi katılamamış 76 yaşında cezaevinde tutuklu bulunmaktadır.
Öğretidede benimsendiği üzere, Ceza Genel Kurulunun birçok kararında taksirin unsurları;
1- Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,
2-Hareketin iradi olması,
3-Sonucun istenmemesi,
4- Hareket ile sonuç arasında nedensellik bağının bulunması,
5- Sonucun öngörülebilir olmasına rağmen öngörülememiş olması, şeklinde kabul edilmektedir.
Taksirli suçlarda da, gerek icrai hareketin gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi halinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir. Müvekkilin normal şartlarda yolunda seyir halinde giderken bir anda maktullerin üzerine aracını sürmesi hayatın doğal akışına aykırıdır. Müvekkilin yaşlı olması ve hastalıklarının da bulunması biz net bir biçimde, direksiyon başında bir rahatsızlık yaşadığının ve buna istinaden direksiyon kontrolünü kaybederek kazaya sebebiyet verdiğinin ispatıdır. Müvekkil iradesi dışında hareket etmek durumunda kalmıştır.
Öncelikle TCK madde 85 yani tasksirle adam öldürme suçu dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranarak işlenen bir suç tipidir. Somut olayda işbu suçun manevi unsuru olan “taksir” bulunmadığından müvekkilin işbu suçtan cezalandırılması kanuna aykırı olacaktır.
TAKSİRLE ÖLÜME NEDEN OLMA SUÇUNDA ŞAHSİ CEZASIZLIK ŞARTLARI BAŞLIKLI TCK 22/6 MADDESİ UYARINCA;
“Taksirli hareket sonucu neden olunan netice, münhasıran failin kişisel ve ailevi durumu bakımından, artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa ceza verilmez; bilinçli taksir halinde verilecek ceza yarıdan altıda bire kadar indirilebilir.” Şeklinde düzenlenmiştir.
Kanunun amir hükmünce de müvekkil sanığa olası bir ceza ihtimalinde dahi ceza verilmesi mağdur olmasına yol açacaktır. Gerek yaşı gerek adli sicil kaydı da göz önüne alındığında mağduriyeti artacaktır. Müvekkil 1949 doğumlu olup 76 yaşındadır. İş bu sebeple müvekkile bir kusur atfedilecek olsa bile ilgili kanun maddesi uyarınca ceza verilmemesi gerekmektedir.
TCK’NUN İKİNCİ KISMININ BİRİNCİ BÖLÜMÜNDE HAYATA KARŞI SUÇLAR ARASINDA YER VERİLEN 85. MADDESİ:
“Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklinde düzenlenmiş olup, maddenin birinci fıkrasında taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçu yaptırıma bağlanmıştır. Taksirli hareket sonucu birden fazla insanın ölümüne veya bir ya da birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir ya da birden fazla kişinin yaralanmasına neden olunmuş ise fail maddenin ikinci fıkrası gereğince cezalandırılacaktır.
Bu aşamada cezaların belirlenmesi üzerinde de durulmalıdır. Türk Ceza Kanununun üçüncü bölümünde yer alan “cezanın belirlenmesi” başlıklı 61. maddesinin birinci fıkrasında, temel cezanın belirlenmesinde göz önüne alınması gereken ilkeler; “suçun işleniş biçimi, suç işlenmesinde kullanılan araçlar, suçun işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığı, failin güttüğü amaç ve saik” biçiminde düzenlenmiş, “adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi” başlıklı üçüncü maddesinin birinci fıkrasındaki; “suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur” şeklindeki hüküm ile de, gerçekleştirilen fiille hükmolunan ceza ve güvenlik tedbiri arasında “orantı” bulunması gerektiği vurgulanmıştır. Söz konusu ölçütler genel nitelikli olup bunların her biri tüm suçlara uymayabileceğinden, her suç için bütün kıstasların değil, sadece ilgili suça uyan hükümlerin nazara alınması gerekmektedir.
Kanun koyucu, cezanın kişiselleştirilmesinin sağlanması bakımından hâkime somut olayın özellikleri ve fiilin ağırlığıyla orantılı bir biçimde gerekçelerini de göstererek, iki sınır arasında temel cezayı belirleme yetki ve görevi vermiştir. Ancak hâkimin temel cezayı tayin ederken dayandığı gerekçe, yukarıda belirtilen hükümlere uygun olarak; suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesinde kullanılan araçlar, suçun işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığı, güttüğü amaç ve saik ile dosya muhtevasına yansıyan bilgi ve belgelerin isabetli bir şekilde değerlendirildiğini gösterir biçimde yasal ve yeterli olmalıdır.
Buna göre, herhangi bir suç sebebiyle alt ve üst sınırlar arasında ceza belirlenirken göz önüne alınması gereken ölçütler, kanunda açıkça; “suçun işleniş biçimi, suç işlenmesinde kullanılan araçlar, suçun işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığı, failin güttüğü amaç ve saik” şeklinde sıralanmıştır. Taksirle işlenen suçlar açısından kanun koyucu, 22. maddenin dördüncü fıkrası ile; “taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir” şeklinde bir başka ölçüt daha ilave etmiştir. Bu durum karşısında, taksirle işlenen suçlarda alt ve üst sınır arasında ceza belirlenirken, tüm bu hususların birlikte göz önüne alınması gerekmektedir.
Anılan kanuni düzenlemelere göre, taksirle ölüme neden olma suçu açısından temel cezanın tayininde failin kusurunun yanında, suçun işleniş biçimi, suçun işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri ile meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığının da göz önüne alınacağında herhangi bir şüphe bulunmamaktadır.
Yeni Türk Ceza Kanununda daha önceden olduğu gibi taksirli suçlarda matematiksel kusur hesabına dayalı cezalandırma sisteminden vazgeçilmiş ise de, alt ve üst sınır arasındaki cezanın; suç konusunun önem ve değeri ile meydana gelen zarar ya da tehlikenin ağırlığı nazara alınarak, fakat ağırlıklı olarak kusura göre belirlenmesi hakkaniyete ve kanuna daha uygun olacaktır. Bunun dışında, cezanın kanunlarda yer alan objektif ölçütler terk edilerek, tamamen sübjektif olan hak ve nasafet gereği tayin edilebileceğinin kabul edilmesi halinde, kişilere göre değişkenlik gösterecek olan adaletsiz uygulamalar ortaya çıkabilecektir.
Bu nedenlerle, taksire dayalı kusurun ağır olduğu ahvalde, alt sınırdan uzaklaşılarak, hafif bulunduğu durumda ise alt hadden veya asgari hadde yaklaşılarak temel cezanın tayin edilmesi isabetli bir uygulama olacak ise de, bundan herhalde ağır ya da tam kusurlu olan fail hakkında en üst veya azami hadde yakın, hafif veya tali kusurlu fail hakkında ise alt hadden ceza belirlenmesi gerektiği sonucu çıkarılmamalı, somut olaya uygun diğer ölçütlerle birlikte “orantılılık ilkesi” de göz önünde bulundurularak temel ceza belirlenmelidir.
YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ, 07/12/2021 TARİH, 2020/2644 E. , 2021/8600 K.
“…Taksirli suçlar açısından temel cezanın belirlenmesinde; TCK’nın 61/1. ve 22/4. madde ve fıkralarında yer alan ölçütlerden olan failin kusuru, meydana gelen zararın ağırlığı, suçun işleniş biçimi ile suçun işlendiği yer ve zaman nazara alınmak suretiyle, aynı Kanunun 3/1. maddesi uyarınca işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olacak şekilde maddede öngörülen alt ve üst sınırlar arasında hakkaniyete uygun bir cezaya hükmolunması gerekmekte olup, dava konusu olayda sanık asli kusurlu olmakla birlikte, ölen ve yaralanan kişi sayısı, yaralanmaların niteliği, maddede öngörülen cezanın alt sınırı nazara alınmak suretiyle, cezada orantılılık ilkesi ile … ve hakkaniyet kurallarına uygun bir cezaya hükmedilmesi gerektiği gözetilmeden, alt sınırdan çok fazla uzaklaşılarak teşdidin derecesinde yanılgıya düşülmek suretiyle sanık hakkında fazla ceza tayini….’’
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 19. CEZA DAİRESİ Esas:2018-784 Karar:2018-1282 Karar Tarihi:18.04.2018
“Sanığın kusurluluğunun kabulü yönündeki ilk derece mahkemesin değerlendirmesi Dairemizce de uygun bulunmuş, ancak ilk derece mahkemesince verilen ceza süresi itibari ile dosya kapsamına, hak ve nesafet ölçülerine ve olayın oluş şekline uygun görülmemiştir.
Sanığın tali kusurlu olmakla birlikte meydana gelen kazada bir kişinin ölmesi, 3 kişinin de hayati tehlike geçirecek ve kemik kırığı oluşturacak şekilde yaralanmaları gözetilerek alt sınırdan bir miktar uzaklaşılıp sanığın TCK 85/2 maddesi gereğince 3 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, TCK’nun 62. Maddesi uyarınca sanığın cezasından 1/6 oranında indirim yapılarak 2 YIL 11 AY HAPİS cezası ile cezalandırılmasına, hükmedilen ceza süresi itibari ile yasal koşulları oluşmadığından CMK’nun 231. Maddesinin uygulanmasına yer olmadığına, sanığın sabıkasız geçmişi, işlenen suçun taksirli suç olması ve sanığın tali kusurlu olması nedeni ile TCK’nun 50/1-a, 50/4 ve 52/2 maddeleri gereğince sanığa verilen hapis cezası günlüğü 30 TL den adli para cezasına çevrilip, netice adli para cezasının 10 taksitte ödenmesine, sanığın sürücü belgesinin 4 ay süre ile geri alınmasına dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.”
Açıkladığımız tüm sebepler bize göstermektedir ki müvekkil bu kazanın oluşumunda herhangi bir kastı bulunmamaktadır. Dosyaya ibraz edilen bilirkişi raporu da özensiz biçimde hazırlanmıştır. Raporda müvekkil asli kusurlu olarak tespit edilmiş olsa da olayın özüne inilmeden hazırlanmış rapordur. Müvekkilin şeritten çıktığı için kusurlu olduğu tespit olunmuştur. Bu durum kabul edilemez olmakla birlikte kazada müvekkilin sağlık sorunları yaşadığı ortaya çıkacaktır. Kaldı ki müvekkilin bile isteye veya özensiz şekilde maktullere doğru FREN DAHİ YAPAMADAN çarpması mümkün değildir. Kaza yerinde yapılan incelemelerde herhangi bir fren izine rastlanmamıştır. İnsani olarak değerlendirildiğinde müvekkilin refleks olarak frene basması gerekmekteydi. Kaza sırasında kendinde olmayan müvekkil frene basamamıştır. Mahkemenizden talebimiz müvekkilin yaşamış olduğu sağlık sorununun tespit edilmesi için hastaneye gerekli müzekkerelerin yazılmasıdır.
YARGITAY CEZA GENEL KURULUNUN 26.10.2010 TARİH, 2010/8-134 ESAS- 2010/217 KARAR SAYILI İÇTİHADI:
Latince ‘in dubio pro reo’ olarak ifade edilen ve masumiyet (suçsuzluk) karinesinin bir uzantısı olan ‘şüpheden sanık yararlanır ilkesi’ ceza yargılaması hukukunun evrensel nitelikteki önemli ilkelerinden biridir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel koşulu, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesine bağlıdır. Şüpheli ve aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak hüküm tesis edilemez. Ceza mahkûmiyeti bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, teoride olsa hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanak vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza yargılamasının en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermektir.
Bilindiği üzere suç; tipiklik, Maddi unsur (fiil, netice ve illiyet bağı), Manevi unsur (kast veya taksir) ile hukuka aykırılık unsurlarından oluşmaktadır. Bu anlamda bir fiilin suç olup olmadığı değerlendirilirken suça ilişkin tüm unsurların bir arada bulunması gerekmekte ve o fiilin söz konusu unsurların tamamını karşılayıp karşılamadığı hususunda değerlendirme yapılarak; fiilin suçun bütün unsurlarını taşıması halinde suç olarak kabul edilecektir. Buna karşın söz konusu unsurlardan birinin dahi olayda bulunmaması halinde fiilin suç oluşturmayacağı açıktır. Bu anlamda huzurdaki kovuşturmaya konu olayda müvekkilin fiilinin taksirle yaralama suçunu oluşturmadığı hususu izahtan varestedir. Nitekim huzurdaki olayda fiil ve netice unsurları bulunmasına karşın söz konusu fiil ile netice arasında uygun illiyet bağını gösterir herhangi bir delil mevcut değildir. Huzurda ki yargılamanın bir ceza yargılaması olduğu ve evrensel hukuk ilkesi olan şüpheden sanık yararlanır ilkesi nazara alındığında dosya kapsamında müvekkilin kusurlu olarak kazaya sebebiyet verdiği varsayımında dahi yaralanma ile kaza arasındaki illiyet bağına ilişkin hiçbir tespit ve delil bulunmaması karşısında müvekkilin üzerine atılı suçu işlediğinin kabul edilmesi hukuka açıkça aykırılık teşkil etmektedir.
Anlatılan sebepler ile müvekkilin üzerine atılı taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma suçunu işlemediği açıktır. Dosyada mevcut deliller ve raporlar neticesinde dahi somut olayda bu suçun unsurlarının oluşup oluşmadığı şüpheye yer vermeyecek şekilde belirlenememektedir. Bu nedenler ile müvekkilin öncelikle beraatini ancak sayın mahkeme aksi kanaatte ise müvekkil lehine olan hüküm ve indirimlerin uygulanmasını talep etmekteyiz.
HUKUKİ NEDENLER : TCK, CMK, Anayasa, AİHM ve yasal sair mevzuat
SONUÇ VE İSTEM : Yukarıda açıklamaya çalıştığımız nedenlerle,
Sanık müvekkilin, üzerine atılı bulunan taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma suçundan BERAATİNE,
Mahkemenizce yapılacak değerlendirme sonunda aksi kanaate ulaşılırsa, sanık müvekkil hakkında lehe olan yasa maddeleri ile yasal indirim nedenlerinin uygulanmasına karar verilmesini, vekaleten talep ederiz.
SANIK VEKİLLERİ
AV. MEHMET YALÇIN & AV. ELİF SENA BİLGİÇ
Trafik kazası sonucu ölüm meydana gelmesi, hem insan hayatı hem de hukuki açıdan son derece ciddi bir konudur.
Samsun’da trafik kazası sonucu bir veya birden fazla kişinin ölümü halinde, olayın taksir mi yoksa bilinçli taksir kapsamında değerlendirileceği, cezanın miktarını doğrudan etkiler.
Trafik kazası nedeniyle ölüme sebebiyet verme suçu cezai ve hukuki sorumluluk süreçleri, mağdurların adalet arayışında etkili bir çözüm yolu sunar. Ancak bu süreçler karmaşık hukuki prosedürler ve zamanaşımı gibi kritik detayları içerdiğinden, uzman bir hukuki destek alınması büyük önem taşır.
SONUÇ
Trafik kazası sonucu bir veya birden fazla kişinin ölümüne sebebiyet verme suçu, Türk Ceza Kanunu’nun 85. maddesi kapsamında taksirle öldürme suçu olarak düzenlenmiştir. Bu suç, failin dikkatsiz veya özensiz davranışı sonucu ölüm meydana gelmesi hâlinde gündeme gelir ve 2 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılabilir.
Yargıtay kararları incelendiğinde, sürücünün hız sınırını aşması, alkollü araç kullanması, trafik ışıklarına uymaması veya tehlikeli sollama yapması gibi eylemler, çoğu durumda bilinçli taksir olarak değerlendirilmekte ve ceza oranları artırılmaktadır.
Savunma sürecinde; olayın oluş şekli, hava ve yol durumu, kusur oranı, kazadan sonraki davranışlar (yardım etme, pişmanlık vb.) gibi unsurlar titizlikle incelenmelidir. Ayrıca, delillerin (kamera kayıtları, bilirkişi raporları, kaza tespit tutanakları) doğru şekilde sunulması, savunmanın güçlendirilmesi açısından büyük önem taşır.
Hem cezai süreçte hem de ölen kişinin yakınlarının açabileceği manevi ve maddi tazminat davalarında, doğru hukuki strateji ve zamanında müdahale belirleyici rol oynar.
Bu nedenle, trafik kazası sonucu ölümle sonuçlanan olaylarda, hukuki sürecin başından itibaren alanında deneyimli bir trafik kazası avukatı ile çalışmak hak kaybı yaşanmaması açısından hayati öneme sahiptir.
Bilgiç Yalçın Hukuk Bürosu, uzmanlaşmış kadrosuyla müvekkillerine profesyonel hukuki danışmanlık sunmaktadır. Büromuz, delil toplama sürecinden yargılama ve tazminat taleplerine kadar her aşamada müvekkillerinin haklarını en etkin şekilde savunmayı ilke edinmiştir. Alanında uzman ekibimizle, haklarınızı koruma ve hukuki sorunlarınıza çözüm bulma noktasında yanınızdayız.
Trafik kazası nedeniyle bir veya birden fazla kişinin ölümüne sebebiyet verme suçu ile ilgili hukuki sorunlarınızda bizimle iletişime geçerek, profesyonel destek alabilir ve adalet arayışınızda güvenle ilerleyebilirsiniz.

